18 Kasım 2008 Salı

ISSIZ ADAM

ISSIZ ADAM

Belki de hepimizin hayatındaki en önemli ayrıntıyı yakalayan bir film olmuş Çağan Irmak’ın Issız Adam’ı. Hepimizin içinde bir tarifini vermek için söz verdiğimiz ama hep ertelediğimiz , sonunda da fırsatı kaçırıp karşıdaki insanın tarifini başkasından almak zorunda kaldığı havuçlu tarçınlı kek vardır. Kaçırdığımız , unuttuğumuz , yaşayamadığımız , yaşamak istemediğimiz , korktuğumuz herşeyin özeti bu kek. Alper’in de Ada sayesinde öğrendiği acı bir yaşanamamışlık bu.

Alper belki biziz , belki bir başkası. Ama kesinlikle hayatımda rastladığımız bir kişi. Hatta birçok yönden onun hayatının parçalarına dokunup kendimizde hissedebiliyoruz. Gerçek biri yani Alper , hayal dünyasında oluşturulmuş uydurma bir karakter değil. Alper için söyleyebileceğim kesin birşey varsa tam bir Avrupalı karakter olduğu. Bunu daha sonra gördüğümüz anne karakterine olan tavırlarınden ve onun anlattıklarından da anlıyoruz. Kendisini hiç taşralı hissetmemiş ve hep oralardan kopuk yaşamış. Yalnızlığını sonradan yaşam tarzı haline getirmiş.

Restoranında çalışan onlarca kişi var ama hayatına soktuğu , içini açtığı , kendisini gösterdiği kimse yok Alper’in. Gelenler kalmayıp gitmek şartıyla girebiliyor sadece Alper’in hayatına. Alper’in hayatından cinsel açıdan giren çok kadın olmasına rağmen hayatını bilen bir kadın yok. Kısaca çok kadın hiç kadındır prensibinin uygulanmış halini görüyoruz Alper’de. Ama farkettiğimiz birşey daha var ki o da Alper’in bu kadar büyük şeylerin arasında içinde kalan çocuk. Bunu aradığı ve bulduğu 45’likleri dinlerken , bulduğunda , anlatırken yaşadığı çocuksu sevinçte buluyoruz. Tamamen kendi olduğu tek anlar belki bu 45’liklerle ilgili anlar.

Bu Ada ile karşılaşana kadar geçerli tabi ki. Ada’yı ilk gördüğümde verdiğim tepki bu kızın daha önceden yaralı olduğunun her yerinden okunmasıydı. Sevmiş , güvenmiş ve kaybetmişti. O yüzden Alper’e karşı hep savunma pozisyonundaydı ve onu itmek için ağzından çıkabilecek her türlü şeyi söylüyordu. Onu terslemek , aşağılamak , itmek için her yolu tercih ediyordu ama Alper gibi herkes hissediyordu ki o itmelerin içinde hep bir “Seni itiyorum ama gitme , biraz daha uğraş , çaba göster , seni kabul edeceğim.” hissi vardı. Ada’nın görebildiğimiz bir arkadaşı var ama yabancı insanlara olan yaklaşımından onun hayatında Alper’den daha fazla içini gösterdiği insan olduğunu farkedebiliyoruz. Belki de onun zayıf yanı da bunu. Maskesi olmadığı için herkes aynı yüzü görüyor ve biliyor. İç dünyasını herkese aynı şekilde gösterdiği için özel bir şekilde paylaşacağı bir insan yok.

Hayallerini yaşamaya inanmış bir insan Ada. Hayatını kısıtlayan hiçbirşeye tahammülü yok. Kendine mutlaka vakit ayırması , kaliteli zaman geçirebilmesi lazım. Sadece maddi kazançla yetinmeye hiç niyeti yok. Bunu için çocukların hayal kıyafetlerini yapan bir dükkanı var kendisinin.

Buradan sonrasını anlatmak herkesin filmden alacağı tadı kaçıracaktır kesinlikle. Sadece diyebileceğim ilk karşılaştıkları andan itibaren Ada da , Alper de birbirlerinin hayatlarına dokunuyorlar ve birbirlerinde iz bırakıyorlar. Buna hikayenin ortalarında Alper’in annesi Müzeyyen hanım da dahil oluyor. Alper’in ne sevdiğini belli edebildiği , ne de kendisini sevmesine izin verdiği annesi. Bir umut oluyor Ada’yı görmek Alper’in yanında Müzeyyen hanım için. Bu umuda sıkı sıkıya sarılmasını istiyor Alper’den.

Ama dediğim gibi hepimizin verdiği sözler var hayatında. Havuçlu-Tarçınlı keklerimiz var. Alper de tarifini vermek için söz veriyor bu kekin. Hiç itiraf etmiyor ama hep erteliyor bu kekin tarifini vermeyi. Yazının sonunda diyeceğim şey de zaten bu. Eğer ki birine birşeyi yapmak konusunda söz veriyorsanız bu sözü hem o kişi için hem de kendinizin için mutlaka yerine getirin. Özellikle de kendiniz için. Yoksa bir süre sonra yapmak isteyip de yapamadığınız şeyler o kadar fazla olmaya başlar ki artık kendiniz de söz vermekten korkarsınız. Yapabileceğinize inanmadığınız için. Söz verdiğiniz tarifi verin , yoksa sizin yerinize başkasının öğrettiği keki yapıp yiyecektir ve hiçbiri sizin kekiniz kadar güzel olmayacaktır.

Bloody
juventus@turksatkablo.net

BEĞENDİĞİM ÖRGÜLER



































































MEDITASYON-ZİHİN EGZERSİZİ

Meditasyonla ilgilenen, yapmak isteyen, deneyen bir çok kimse kitap veya değişik makaleler gibi bir bilgi kaynağını alarak veya meditasyon öğrettiğini iddia eden bir yere mesela bir derneğe giderek işe başlar ve bu kişilerin büyük bir çoğunluğu da hayal kırıklığına uğrar.

Çünkü konu kendilerine yanlış olarak anlatılır. Yaptığını ve bildiğini iddia eden kişilerin büyük bir çoğunluğu da kendisine "Anlamamış geri zekalı" dedirtmemek için yaparmış gibi, bilirmiş gibi konuşur veya yazar fakat yurdumuzda yayınlanmış ve anlatılmış meditasyon hakkındaki bilgilerin hepsi de eksik veya yanlış.

Bu yazıyı okuyanların büyük bir çoğunluğunun da meditasyon denemesi yaptıklarını ve başarılı olamadıkları için boş verdiklerini, "Ben beceremiyorum" düşüncelerine girdiklerini biliyorum. Aslında meditasyon inanamayacağınız kadar kolay ve sadece dört beş dakikada ne olduğunu anlayabileceğiniz, on dakika uğraşırsanız da yapmaya başlayacağınız bir şeydir. Bütün mesele şimdiye kadar, ne olduğunu bilmeyen kişiler tarafından yanlış anlatılmış olmasındadır.

Meditasyonu anlatmak ve öğretmek için de ne öyle yüzlerce sayfalık kitaplara ve ne de saatler ve günlerce süren konuşmalara gerek vardır. Benim rastladığım hemen hemen her kaynak meditasyon yapmayı anlatmaya başlarken işin esası olarak "Zihninizi durduracaksınız" veya
"Zihninizi tamamen boşaltacaksınız" veya "Hiç bir şey düşünmeyeceksiniz" diye başlıyor. Sonra da bir sürü şey anlatıyorlar. Fakat bu zihni durdurmak, boşaltmak, düşünmemek nasıl olabilir? Nedir? buna değinen yok. Sanki bu zihin durdurmak, gözlerini kapatmak veya kafayı kaşımak gibi insanın tabii bir işleviymiş gibi bahsediyorlar. İşte başarısızlıklar da burada başlıyor.

Şimdi iddia ediyorum ki "Zihin durmaz!" Bu mümkün değildir. Zihni durdurmak, düşünmemek, boşaltmak ancak bir ölünün beyninde mümkün olabilecek birşeydir. Hatta ölülerin bile beyin dalgalarının bir süre devam ettiği söylenir. İnsanın veya hayvanın, fiziksel bir beyni olan bir canlının zihni durmaz. Boşalmaz. Meditasyon yapmaya kalkıp da bunu başaracağım diye uğraşan kimselerin de başarısız olmalarının nedeni bu anlatımdır.

Bu şekilde anlatılmasının da bence tek sebebi o kitapları yazanların, batıdan ya da isterse doğudan olsun, çeviri yaparken olayı böyle anlamalarıdır. Tabii ki yurdumuzda da neyin ne olduğunu anlayan ve uygulayan, uğraşa uğraşa kendisine göre değişik bir yöntem bulmuş olan insanlar vardır fakat bu kişiler kendi deneme yanılma deneyleri ile bir sonuca ulaşmışlardır. Yazılı veya sözlü bir bilgiden faydalanarak bunu başarmış değillerdir.

Konunun izahına geçmeden önce meditasyonun neden şart olduğunu ve çalışılması gerektiğini biraz anlatmam gerekiyor.

Büyü çalışmaları hangi amaçla yapılırlarsa yapılsınlar belli bir zihinsel durumu gerektiren, bir zihinsel enerjinin fışkırmasını, üretilmesini gerektiren şeylerdir. Yapılan bütün çalışmalar ve özelikle zikir, mantra gibi uygulamalar aşağıda anlatılan meditasyondaki zihinsel duruma benzer şeyleri gerektirirler. Belli enerjilerin üretilmesi, hatta cisimleri yerinden (Uzaktan) oynatmak, havalandırmak gibi psikokinetik durumlar dahi aynı zihinsel yapıyı gerektiren şeylerdir. Değişik meditasyon teknikleri vardır. Bunların hepsini bildiğimi iddia etmem bile saflık olur fakat sonuçta hepsi bir noktada birleşirler. Pekiyi meditasyon ya da bizim anlayacağımız anlamda majikal meditasyon nedir, nasıl yapılır?

ZİHNİ SUSTURMAK

Herşeyden önce bilinmesi gereken "Zihni susturmak" kavramıdır.
Durup dikkatle kendinizi dinlerseniz fark edersiniz ki, zihninizden devamlı olarak bir takım kelimeler, zihinsel sesler geçmektedir. Bu düşünürken, farkında olmadan yaptığımız birşeydir. Birisini dinlerken bile zihin kendisi kelimeler ve cümleler üretmese bile dinlediğimiz konuşmanın bazı sözlerini tekrarlar.

Hiç bir söz tekrarlamadığı zamanlarda bile zihnimizden yerli veya yabancı saçma sapan şarkı sözleri veya müzikler geçer. Bazı zamanlarda da birsi ile yapacağımız ya da yaptığımız bir konuşmayı bilerek veya bilmeyerek zihinsel olarak tekrarlarız. Bu durum zihnin kendi kendisi ile konuşmasıdır. Öyle bir haldir ki, bunu sesli olarak yapsak, yolda, işte, evde böyle ilgisiz şeyler söylesek herkes psikiyatrik tedaviye ihtiyacımız olduğunu düşünür.

İşte "Zihni susturmak" zihnin bu konuşmasını durdurmaktır. Bunu yapmak çok kolaydır fakat ilk başlarda sadece bir veya iki saniye sürer ve ne kadar zorlarsanız zorlayın, kontrolünüz ne derece güçlü olursa olsun bir an gelir ki, zihinsel sesiniz hiç aklınızda olmayan bazı kelimeler söylemeye, cümleler tekrarlamaya ve hatta küfürler sıralamaya başlamıştır. Zihninizi susturmayı başardıktan sonra yapılan çalışmalarla bunu bir, iki dakikaya kadar uzatmanız çok kolaylaşır.

İşte zihni boşaltmak veya hiçbir şey düşünmemekten kastedilen budur. Zihin susturulur fakat durdurulmaz. Zihninizin konuşmasını durdurduğunuz zaman da zihin durmuş olmaz. Gözünüzün önünden bir sürü görüntü geçebilir. Çevrede olan biteni fark edebilir, sesleri duyabilirsiniz. Tabii bu meditasyon amacı ile sessiz bir yerde oturmayıp, yolda yürürken zihninizi susturma denemesi yaptığınız takdirde geçerlidir.

Şayet oturduğunuz, rahat bir ortamda zihninizi susturmaya çalışıyorsanız ve gözünüzün önüne olmadık görüntüler geliyorsa, doğru yoldasınız demektir. Bu görüntüler ister resim şeklinde gözünüzün önüne gelen şeyler olsun, ister zihinsel düşünceler olsun hiç fark etmeksizin, durdurulamazlar! Zaten amacımız bunları durdurmak da değildir. Bu görüntü fışkırmaları bilinçaltımızın temizlenmesidir. Hatta zaman zaman konsantremizi bozacak kadar ani ve çarpıcı görünümler de olabilir. merak etmeyin çıldırmıyorsunuz ve hayal de görmüyorsunuz. Sadece bilinçaltınızda düğümlenmiş kirliliklerden arınıyorsunuz. Amaçlı bir büyü çalışması yapmak istersek de gireceğimiz zihinsel durum buna yakındır. Zihin olabildiğince susturulur. Gerekli mantra veya zikir söylenir. Enerji deşarj olur ve imajine ettiğimiz hedefe yönelir. Tabii burada çok kısa, kaba ve kestirme bir tarif yaptık. Bunun mekanizması daha karışıktır fakat ana uygulama da budur. Ya da kendi enerjimizi arttırmak, Astral alemden kendimize enerji çekmek istiyorsak durum gene aynıdır.

ZİHİN NASIL SUSTURULUR?

Bunu yapabilmek her durumda mümkündür ve özel bir hazırlığa gerek yoktur fakat ilk başlamada durumu tam olarak yaşayabilmek ve anlayabilmek için "Nefes teknikleri" yazısında anlatılan birinci nefes tekniğini kullanmak gerekir.
Rahat bir yerde oturun. Tercihen odanın ortasında ve bağdaş kurmuş olarak oturmanız iyi olabilir.

Bel kemiği zemine 90 derece dik durumda olmalıdır (Çalışma içinde yorulmak ve bu dikliğin bozulması mümkündür. Bu olursa zarar yoktur). İki eliniz, iki dizin üzerinde rahat bir konumdadır. Kafa geriye kalkık veya öne eğilmiş değildir. Kafanın dikliği, başın arkasının, bel kemiği ile aynı doğrultuda olmasına yetecek kadardır. Yani sırtınızı ve başınızı, ensenizi bir duvara dayamış gibi bir dikliktesiniz.

Önce on veya yirmi defa birinci nefes tekniğini tekrarlayacaksınız. Nefes tekniği yapılırken düşüncelerin daldan dala atlaması, ilgisiz konulara odaklanmaları gerekmez fakat zihinsel bir zorlamaya da gerek yoktur. Burada sadece ciğerler genişletilmekte, hazırlanmaktır. Fiziksel bir aktivite içindeyiz. Burundan kısa sürede ve hızla alınan nefes, nefes tekniklerinde tarif edildiği gibi alınır. Bundan sonra ağızdan ağır ağır verilir. Nefesin verilişi mümkün olduğu kadar uzamalıdır. hava boşalınca karın adaleleri kasılıp, içeriye çekilerek ciğerlerdeki son hava kırıntıları da dışarıya atılır ve yeniden nefes alınır.

Nefes çalışmasını yaparken yorulduğunuz takdirde duraklayıp, bir, iki normal nefes alıp vermeniz mümkün ve gereklidir. Bu nefes tekniği ve zorlamalar ayrıca fazla sigara içenlere de faydalıdır. Birinci nefes tekniğini kararlaştırdığınız sayıda yaptıktan sonra zihin susturma çalışmalarına başlayabilirsiniz. Burada unutmamanız gereken şey şu anda meditasyon yapmayıp, zihni susturmayı öğrendiğimizdir. Önce gene aynı şekilde nefes alacaksınız be aynı şekilde nefesi boşaltacaksınız. Herşey birinci nefes tekniğindeki gibidir. Nefesi boşalttıktan sonra karın adalelerinizi kasarken normal nefes çalışmasından daha gevşek davranacaksınız ve içerde çok az miktarda hava kalacak. Boşalmanın sonunda nefesinizi tutacaksınız. Gözler kapalıdır.

Bu durumda yani ciğerlerde hava yokken nefes tutmak, nefes aldıktan sonra nefes tutmaktan çok daha zor ve kısa sürelidir. Nefesinizi tutuğunuz anda da zihninizin konuşmasını susturacaksınız. Bu durumun, bu şekilde çalışılmasının nedeni, ciğerler boşken nefes tutulunca zihnin susturulmasının çok kolay olmalıdır. Deneyin. Bu durumda iken zihinsel sesinizin durmasının, normal bir zamanda veya ciğerlerde hava varken durmasından çok daha kolay olduğunu göreceksiniz. İçinde olduğunuz durum en fazla iki veya beş saniye sürebilir. Bundan sonra ya nefesiniz tükenir ve nefes alma ihtiyacı duyarsınız veya zihinsel konuşmanız tekrar başlar. Her iki durumda da nefes alıp, baştan başlayacaksınız.

Zihinsel sesinizi uzun süre sustursanız da nefesinizi tutmak için zorlamayın. Ciğerlerdeki en ufak zorlanmada nefes alarak baştan başlayın. İşte nefesinizi tutuğunuz o kısacık anda zihinsel sesinizi durdurunca, zihni susturmanın ne demek olduğunu anlayacaksınız. Bu çalışmayı günde beş dakika ya da iki dakika yapmanız yeterlidir. Zihninizi susturma ve nefes tutma süreniz giderek artacaktır. Bu şekilde on beş gün, bir ay çalıştıktan sonra normal meditasyon çalışmalarına başlayabilirsiniz.


MEDİTASYON

Aynı şekilde oturacaksınız ve aynı şekilde önceden birinci nefes tekniğini az veya çok sayıda uygulayacaksınız. Bundan sonra normal nefes alış verişine geçeceksiniz. Hatta kısa kısa ve az nefes almanız gereklidir. Başlarda gene nefes verdikçe zihinsel sesinizi susturacak, tecrübe kazandıkça da normal nefes alış verişi sırasında da, nefes gibi şeylerle hiç uğraşmadan zihninizi susturmaya devam edeceksiniz. Gözünüzde patlayan ışıklar, renkler, görüntüler gibi şeyler konsantrenizi bozarsa baştan konsantre olup devam edeceksiniz. Zihniniz konuşmaya başlayınca tekrar susturacaksınız. İşte herşey bu kadar.

Bu çalışmaların on dakikadan fazla sürdürülmesi (Baştaki nefes çalışması hariç) hem yorucu hem de gereksizdir.

Bu nefeslere ve meditasyona alışınca ileriki seviyelerde yeni teknikler mantra ve enerji çekme ve yönlendirme çalışmalarında kullanılacaktır fakat önce bunlarda ustalık kazanmanız gereklidir, şarttır.

Meditasyon çalışmanızda görsel etkileri yani zihinsel imajları durdurmaya çalışmayın. Hatta çalışmadan sonra aklınızda kalan renk, görüntü gibi şeyleri not edin. Çalışma sırasında bir mum yakılması, rahatsız etmeyen bir elektrik ışığında olunması, tam karanlıkta oturulması gibi şeyler mümkündür. Gözlerin kapalı olması gerekir fakat tecrübe kazandıkça açık gözle de yapılabilir. Bulunulan yerde mesela herhangi bir kokudaki bir çubuk tütsünün yakılıp, yakılmaması tercihinize kalmıştır fakat bu gibi şeyler, mümkünse çevreye ritüelistik, mabedimsi bir görünüm kazandırmak insanı motive edici faktörlerdir. Ama bunlar olmasa da olur.

FİZİKSEL DENEYLER

Zihninizi susturmayı ve meditasyon halini başardığınız zaman bunu fiziksel yansımalarını çok rahat görebilirsiniz. Örnek olarak en sevdiğin deney kuş deneyidir. Kentteki büyük camilerin avlularındaki ya da kuşlara yem atılan meydanlardaki güvercin sürülerini herkes bilir. Yerdeki Güvercin topluluğuna doğru yürüyün ve zihninizi susturarak meditasyon haline girin. Şayet kuşları düşünmez, ayağınızla birisine çarpmaz, tekme atmazsanız normal bir yürüyüşle bir tek kuşun bile havalanıp kaçmasına sebep olmadan kalabalık bir kuş dürüsünün içinden yürüyüp geçebilirsiniz.

Şayet korkmuyorsanız mesela İstanbul, Kadıköy sahilindeki ev hayvanı satılan pazar gibi bir yerde elinizi uzatıp rahatça bir yılanı tutabilirsiniz. Zihinsel sesiniz başlamadan yılan kıvranıp, kaçmaya çalışmaz.

Burada önemli olan hayvanları da düşünmeden hareketinizi yapmanızdır. Bu deneyler yapılması gereken şeyler ve şart olan şeyler değil. İsteyen deneyip, zihinsel aktivitenin gerçekten de hayvanlar tarafından hissedildiğini görsün diye yazıyorum. Bir, iki yaşlarındaki bir çocuğa, yüzünüzü gözünüzü buruşturup korkunç olmadan, normal bir yüz ifadesi ile, hatta gülümseyerek fakat gözlerinizi kırpmadan ve zihninizi susturarak bakarsanız, çok kısa bir an sonra çocuğun korktuğunu veya ağlamaya başladığını görebilirsiniz.

ZİHNİN SUSKUN HALİ TABİİ YAPIMIZDIR

Çok yabancı bir şeyden bahsedermiş gibi anlatmama ve size de tuhaf geldiğini düşünmeme rağmen suskun bir zihin yaratılıştan sahip olduğumuz tabii durumumuzdur. Konuşan ve kelimeleri bilen, tekrarlayan fiziksel beynimizdir. Konuşmak tabii halimiz değil, sonradan öğrendiğimiz bir şeydir.

Yeni doğmuş bir bebek konuşmayı bilmez. Ana dili dediğimiz şeyi, hangi dilden olursa olsun dinleyerek ve anne babasının gayreti ile öğrenir. Bebek önce dünyayı fark eder. Şekilleri görür. Annelerin çoğunun, çocuk başka odadayken bile ve sesini çıkartmaya ağlamaya başlamadan önce de onun acıktığını veya altına yaptığını anlamalarının, bilmelerinin nedeni, bebeğin zihinsel sesinin olmamasıdır. Bu durumda bebek bir tür telepatik enerji gönderebilir. Farkında olmadan yapar ama yapar.

Çocuk çevre sesleri duydukça beyin bunları tekrarlamaya başlar ve zihinsel suskunluk kaybolur ve bebekteki zihinsel enerji gönderme hali de önce kısmen sonra tamamen kaybolur. Mantıklı cümleleri ve konuşmaları alamaya, tekrarlamaya başladıkça da majikal açılardan tamamen sıyrılırız. Bu suskun zihin durumu ikinci olarak da ölümden sonra gerçekleşir. Ruhun fiziksel beyni yoktur. Bu yüzden de kelimeleri ve zihinsel sesi de yoktur. Bir ruh sadece imajinasyon görür. Bilgi alınan, konuşmalar yapılan ruhsal celselere en fazla bu yüzden inanmam. Ama bu ispatlayabileceğim bir durum olmadığından konuda iddialı değilim.

Normalden Daha Zeki Çocuklar

Her anne babanın çocuğu hakkında büyük idealleri vardır. Normalden daha zeki ve farklı bir çocuğun ebeveyni olmak anne ve babaları oldukça mutlu eder. Anne ve babaların bu mutluluğu çocuklarının başarılarını ileri hayat aşamalarında görmeleri ile gittikçe artar. Yaşıtlarından daha farklı ve daha zeki olan çocuklar bebeklik döneminden itibaren kolaylıkla ayırt edilebilir. Anne ve babalar subjektif ve kendilerine göre değerlendirme yapmalarından dolayı çocuğun yaşına uygun davranışlarının bile ileri zeka işaretleri olduğunu zannedebilirler. Çünkü anne ve babanın bu konuda beklentileri olması yanlış değerlendirme durumu oluşturmaktadır.

Eğer var ise bu kapasitenin ortaya konması ancak objektif gözlem ve gerek olursa testler ile mümkün olabilecektir. Çocuğun gerçekten normalden daha zeki olma durumu tespit edildiği zaman çocuğa daha uygun yaklaşımın sergilenmesi gerekmektedir. Bu yaklaşım ona farklı davranmak şeklinde algılanmamalıdır. Genelde anne ve babaların düştükleri büyük hataların başında gerek olmadan çocuklarına zeka testi yaptırmak istemeleridir .

Bu durumun iki farklı yönden zararları olabilmektedir; Birincisi eğer çocuğun zeka seviyesi gerçekten anlamlı derecede yüksek ise anne ve babaların bu çocuğa karşı davranışları değişmekte veya bilinçdışı olarak çocuklarına farklı davranmaktadırlar. Bu durum çocukta davranış problemlerini çok sık bir şekilde oluşturmaktadır. Anne babalar farkında olmadan çocuklarına karşı aşırı ilgili , aşırı hoşgörülü veya aşırı beklenti içerisinde davranabilmektedirler. Bütün bunlarda çocuklarda ciddi davranış problemlerinin oluşmasına ve psikolojik olarak sıkıntı duymalarına neden olmaktadır. Gereksiz zeka testi ölçümünün ikinci önemli sakıncası ise anne ve babalar beklentilerinden düşük bir skor çıkarsa hayal kırıklığına uğramakta ve çocuklarına karşı beklentilerinin aşırı azalması ile çocuklarına karşı davranışlarını değiştirmektedirler.

Bu durumdan yine çocuklar negatif yönde etkilenmektedirler. Bu dengeyi sağlayan yani çocuğuna zeka testi yaptırıp ona karşı davranışlarını değiştirmeyen anne ve babaların sayısı son derece azdır. Anne babalar ben davranışımı değiştirmem dese de maalesef bilinçdışı davranışlar değişmektedir.

Normalden daha zeki çocuk olduğu bazı çocukların yüzüne karşı sık sık söylendiğinde veya bu konu üzerinde sık sık durulduğu durumlarda bir kısım çocuklar ''nasıl olsa ben zekiyim'' diye , aşırı kendine güvenden dolayı yapması gereken görevleri ve okul ödevlerini hafife almakta , ders çalışmamakta ve bunun sonucunda olacak başarısızlıklardan çocuklar ve aileleri çok kötü bir şekilde etkilenmektedirler. Bu nedenden dolayı çocukların başarıları ''zeki çocuk'' , ''akıllı çocuk'' diye belirtilmeli ama bu konuda çok sık vurgulama yapmaktan kaçınılmalıdır. Normalden daha zeki çocuklardan anne ve babaların veyahut çevrenin ciddi beklentileri olabilmektedir.

Bu beklentiler çok aşırı olur , her ortamda vurgulanır ve sık sık üzerinde durulursa çocukta bu beklentiye ulaşmak veya şu anda bulunduğu başarı seviyesini korumak için ciddi anlamda kaygı belirtileri zamanla oluşacaktır. Bu kaygı durumu çocuğa uzun vadede önemli sıkıntılar verecek ve çocuğun normal ruhsal gelişimini bozacaktır.

Normalden zeki çocuk belli bir başarıyı elde edecektir ama bunun uygun bir şekilde devam ettirilmesi anne babanın olumlu ve istikrarlı tutumu ile mümkün olacaktır. Normalden daha zeki çocuklara nasıl bir ortam hazırlanmalı? şeklinde anne ve babalar sık sık sormaktadırlar . Bazı anne ve babalar çocuğun bu kapasitesini artırmak düşüncesiyle çok erken yaşlarda okuma ve yazmayı öğretmek veya sayıları öğretmek gibi anlamsız müdahalelere girişmektedirler.


Unutulmamalıdır ki çocuğun çok erken yaşta bu şekilde okuma ve yazmayı öğrenmesi veya buna benzer yaşından önce bazı aşamalara zorlanması çocuğun ileride yakalayacağı normal ve sağlıklı bir başarıyı da engelleyecektir. Bu konuda anne ve babalar bu türlü yanlışa düşmeyerek çocuğun hayatın her evresini dolu dolu yaşamasını sağlamaları uygun olacaktır.

Yapılan bilimsel çalışmalarda erken okuma yazmayı öğrenen çocuklar ile vaktinde okuma yazmayı öğrenen çocuklar arasında ilerleyen yıllar içerisinde okul başarısı olarak anlamlı bir farklılık olmadığı gösterilmiştir. Anne ve babalar normalden daha zeki çocuğa ellerindeki imkanları kullanarak yapabildiği uygun faaliyetleri yaptırmaları , yeterince vakit ayırmaları ,ince ve kaba motor becerileri artırmak açısından uygulama yapmaları , onun için uygun arkadaş ortamı hazırlamaları ,onun hayat aşamalarını dolu dolu yaşamasını sağlamaları, çocuğun kabiliyetleri ve kapasitesi ölçüsünde ona görevler vermeleri , onun psikososyal stres faktörlerinden korunmasını sağlamaları , ona çok farklı ve sıra dışı olarak davranmamaları , zamanı geldiğinde uygun bir okula göndermeleri ve öğretmenleri ile sıkı bir diyalog içerisinde olmaları, çocuk konusunda yönlendirme ve uygun ortam hazırlama konusunda zorlandıklarını hissettikleri zaman bir uzmana başvurmaları tavsiye edilmektedir.


Normalden daha zeki çocuk nasıl belli olur? şeklinde anne babaların kafasında soru işereti olabilir. Bu konuda genel belirti çocuğun yaşından daha büyük faaliyet ve aşamaları bulunduğu yaşta yapabilmesi şeklindedir. Ama bunun istisnaları olabilir. Ek olarak çocuğun anlama, algılama, kavrama, organize etme, problem çözme, sosyal uyum, olayların gidişatını tahmin etme, işlevsellik olarak yaşıtlarına oran ile daha ileride olması da çocuğun normalden daha zeki olduğunun göstergesidir. Genelde çocuğun kapasitesini ortaya koymasına negatif bir etken yok ise (tıbbi bir hastalık, psikiyatrik bir sorun) çocuklar yaşıtlarından kolaylıkla ayırt edilir. Baskılanmış, depresif, stres altındaki çocuklar kapasitelerini tam ortaya koyamadıkları için normalden daha zeki oldukları halde kapasite olarak son derece yetersizmiş gibi görülebilir.

Bu durumda çocuğun yukarıda bahsedilen nedenlerden dolayı çocuğun kapasitesini ortaya koyması zorlaşır. Normalden daha zeki çocuklar sıradan okullara gitmeli mi yoksa farklı bir okul gerekli mi diye sorular da anne babalardan gelebilmektedir. Bu konuda çocukları izole hale getirip diğer çocuklardan belli ölçüde soyutlamanın avantajları ve dezavantajları vardır. Çocuğu yönlendirebilecek ilgili ve uygun yaklaşımı olan bir öğretmenin olması ile çocuğun normal okula gitmesi ile çok ciddi anlamda kaybı olmamaktadır.

Bu konuda çocuğu çok profesyonel anlamda yönlendirebilecek okulların olmadığı Türkiye açısından önemli bir gerçektir. Burada hemen şunu da belirtelim ki çocuk için Türkiye'de mevcut olan imkanlar kullanıldığında, ailenin ve çevrenin tutumları uygun olduğunda, çocukların kapasitelerinin açığa çıkarılması ve kabiliyetlerinin geliştirilmesi açısından çok önemli bir sorun olmayacaktır.

Bazı ailelerin yurt dışındaki arayışları ise avantaj ve dezavantajları açısından kişiye özel değerlendirilmelidir.

BU AŞKIN RESMİDİR.NEYE BENZEDİĞİNE İYİ BAKIN VE UNUTMAYIN...

BLooDy'den Gears Of War Eleştirisi

Herkese yeniden merhaba internet dostları. Uzun yıllar sonra RoSePheR için tekrardan klavyenin başına geçip sizler için yazı yazmaya girişmiş bulunmaktayız. Çok sık aralıklarla olmasa da yine kaliteden taviz vermeden , fırsat buldukça ve yazmaya değecek oyunlar ve konular çıktıkça yazmaya çalışacağım. Bugün ki oyunumuz ise uzun zamandır beklenen Xbox 360 aksiyon klasiği olan Gears of War’un devamı olan Gears of War 2.

Oyunumuz ilk oyunda Timgad’a attığımz Lightmass bombası sonucu kökümüzü kazıdığımızı düşündüğümüz Locustların çok daha güçlü bir şekilde geri dönmesini ve bizim onlara karşı verdiğimiz savaşı konu alıyor. Artık locustların bilinmeyen ve çok daha güçlü bir silahları var. Sinkhole denilen ve nasıl oluştuğu anlaşılmayan dev çukurlar sayesinde bütün bir şehri yokedebilmekte olan Locustların yeni hedefinin insanların son kalesi olan Jacinto olduğunu haber alan COG askerleri en iyi savunma saldırıdır düsturundan hareketle büyük bir güçle Locustlara karşı saldırıya geçerler. Biz de bu savaşta ilk oyunda olduğu gibi Marcus Fenix , Dominic Santiago , Damon Baird ve Augustus Cole’dan olaş Delta takımını yönetiyoruz. Tabi ki oyunun tamamında (Eğer co-op modunda oynamıyorsak) Marcus Fenix olarak oynuyoruz.
Oynanış tarzı olarak ilk oyunla büyük benzerlik gösteren oyunda ilerleme hızını arttıran ve oynanış rahatlığı getiren birkaç değişiklik yapılmış ve bu sayede oyun daha güzel hale gelmiş. Artık siper alırken vücudumuzu sipere daha iyi yapıştırıp vurulmayı zorlaştırabiliyoruz , yerde kalan rakibimize gamepadin dört tuşuyla farklı şeyler yapabiliyoruz. İster eski usül kafasının arkasına tekme indirebiliyoruz ; istersek onu bir kalkan gibi kullanabiliyoruz (Tabi ki bu şekilde sadece en ufak silahı kullanabiliyoruz. Ayrıca kalkanımız tabi ki sonsuza kadar gitmiyor. Belli süre sonra eriyip gidiyor veya biz bir tuşla boynunu kırabiliyoruz.) veya en vahşi olanı adamın suratına yumruklarla girişebiliyoruz. Son tuşla da yerdeki adamın ensesine bir darbe indirerek işini bitirebiliyoruz.

İlk oyunu bilmeyenler için biraz oynanış tarzından söz edelim. Oyunumuz bir Third Person Shooter. Yani 3. kişi gözünden oynanan bir aksiyon oyunu. Oyunda çoğu yerde karşımıza çıkacak olan siperlerin arkasına yatarak gerçek bir savaş usülü karşımızdaki yaratıklarla savaşıyoruz. “A” tuşunun değişik yönlerle kombinasyonu sayesinde siperlerden siperlere sıçrayarak geçebiliyoruz veya siperlerin üzerinden atlayarak hızlı hücuma kalkabiliyoruz. İlk oyundaki zevkli olaylardan “Roadie Run” olayı yine çok zevkli ve daha rahat bir hale getirilmiş. Artık hızlı şekilde koşarken ekran bulanıklaşmıyor ve çevreyi gayet rahat görüp hareket edebiliyoruz.

Uzun süre düşman ateşi altında kalmak pek akıllıca değil. İki-üç saniye içerisinde sürünür vaziyete geçmemiz olası. İlk oyundan farklı olarak bu sefer direkt olarak ölmüyoruz ve sürünür vaziyete geçiyoruz. Yakınımızdaki bir arkadaşımız bizi diriltiyor. Bu sürünme olayını A tuşuna hızlı basarak daha da hızlı bir hale sokabiliyoruz

Gears of War 2’nin (GEOW2) diğer oyunlardan bir farklı yanı da “Active Reload” diye bir olaya sahip olması. Oyundaki silahlarımızı istersek RB tuşuna bir kere basarak doldurabiliyoruz. Ama eğer biraz risk alıp reload esnasında çıkan bardaki dik beyaz çizginin olduğu yerde RB’ye tekrar basarsak hem daha hızlı doldurmuş oluyoruz silahımızı , hem de ekstra güç kazanmış oluyor silahımız. Ama bu anı denk getiremezsek silahımız tutukluk yapıyor ve normalden daha uzun sürede reload yapmış oluyoruz. Bu da işin risk tarafı.
Şimdi dilerseniz GEOW 2’deki silahlarımızı tanıyalım.


SİLAHLAR

Snub Pistol : Oyun boyunca elimizde olacak bu tabanca genelde işe yaramaz gibi gözükse de , ikinci silah olarak her zaman güvenebilirsiniz. İsabetli birkaç atışla normal Locust askerlerini rahatlıkla halledebilirsiniz.

Gorgon Pistol : İlk oyunda olmayan bu silah aslında ufak bir makineli sayılabilir. Ama kısa tutuk zamanlarda yoğun kurşun yağdırıyor. Ama aradaki durgun zamanlar ilk atışta isabet ettiremezsiniz sizi savunmasız bırakıyor. Bence gereksiz bir silah.

Boltok Pistol : Bence oyunda elinizde bulundurmanız gereken tabanca bu. Bu silahı kısa menzilli bir sniper gibi kullanıp headshotlarla inanılmaz adam avlayabildiğinizi farkedeceksiniz. Multiplayer’da kurşun bulması zor olsa da , singleda yeteri kadar bulacaksınız.

Lancer Assault Rifle : Oyunda default olarak ve sıklıkla kullanacağınız makinelimiz. Orta ve uzun mesafede gayet etkili. Ama çok fazla güçlü değil. Ama yakın dövüşte kullanılan testeresi her yaratığa karşı inanılmaz etkili. Eğer karşı tarafta da bu silahtan varsa bir testere düellosuna giriyorsunuz ve “B” tuşuna en hızlı basan kazanıyor.
Hammerburst Assault Rifle : İlk oyunda gayet ezik bir silah olan bu rifle , bu oyunda Quake’teki chaingun usülü takılıyor ama biraz daha yavaş.


Gnasher Shotgun : Her oyunda gördüğümüz klasik shotgun. Orta ve yakın mesafenin kralı. Oyunda default yanımda taşıdığım 1. Silah.
Longshot Sniper Rifle : Her sniper ustasının bu oyunda direk kullanacağı silah. Benim de 2. Default silahımdır. Zoomla kafaya isabet ettirdiğiniz anda ölmeyecek çok az Locust var.
Scorcher Flame Thrower : Yine ilk oyunda olmayan yeni bir silah. Çok efektik olduğunu söyleyemem ama arada eğlenmek için çok sayıdaki ufak yaratığı pasifize etmek için kullanılabilir. Active Reload yapabilirseniz menziliniz artıyor.


Grenades : İlk oyundakinden farklı olarak 2-3 farklı çeşiti var. Toplu katliamlarda kullanmak için birebir. Ayrıca kapılara tuzak olarak ve rakiplerinizin üstüne monte etme şansınız var.


Torque Bow : Sniper alternatifi olarak bu isabet ettirdiğinizde patlayan ok fırlatan yayları da kullanabilirsiniz.
Hammer of Dawn : Açık hava ile bağlantı olan yerlerde 2 saniye süre ile üzerinde tutarsanız uydudan direk alev bombardımanı düşmanınızın işini bitirecektir.
Boomshot : Her FPS ve bazı TPS’lerde olan roket atar. Single’da çok kullanışlı değil ama multide en çok başvuracağınız silahlardan biri olacaktır.
Mulcher : Bu silahı bulduğunuz yerde kurşunu bitene kadar elinizden bırakmayın. Bu chaingun her rakibi paramparça etmeye yetecektir.
Mortar : Genellikle ancak eğlencelik olarak kullanmanıza yarayan bu silah havaden yere alev bombaları yağdırıyor. Ama çok ağır ve isabet ettirmek genelde şansa dayanıyor.

Ben genellikle sniper ruhlu bir adam olduğumdan Shotgun-Sniper Rifle-Boltok Pistol kombinasyonunu kullanıyorum. Buna dayanan bir yaratıkla da henüz karşılaşmadım. Oyun her türlü kombinasyona açık. Nasıl keyif alıp , rahat ederseniz o silah kombinasyonu ile dolaşmaya bakın.

İlk oyun multiplayer alanında da çok rağbet görmüştü. Bu oyunda yeni eklenen modları sayesinde ilk oyundan farklı olacağa benzemiyor. Şimdi de bu alana göz atalım.
Öncelikle oyunu ister tek olarak , ister live veya Lan üzerinden bir arkadaşınıza bağlanıp Co-Op olarak oynayabiliyorsunuz. Çok tercih edilmese de büyük bir televizyona sahipseniz Split-Screen olarak da iki kişi oynayabilirsiniz.
Şimdi oyundaki multi modlarına değinelim.
WARZONE : Bu modda bir taraf Locust , bir taraf insan oluyor ve klasik Team Deathmatch oyunu oynanıyor. Yani amaç karşı tarafta kimse kalmayana kadar öldürmek. Bu moddar respawn olayı yok ve bir dahaki tura kadar beklemek zorundasınız.
GUARDIAN : Bu modda her iki taraftan birisi lider oluyor ve amaç lideri korumak. Çünkü lider olunca takım respawn olma özelliğini kaybediyor.
WINGMAN : İki kişilik en fazla beş takıma kadar oynanan bu oyunda takım arkadaşımızla beraber diğer takımları hallederek oyunu kazanmak için gerekn puana ulaşmaya çalışıyoruz. Bu modda karşı tarafı ancak yakın mesafe silahları veya “One-shot kill” olarak tanımlanan headshot usülü vuruşlarla öldürebiliyoruz.
EXECUTION : Bu mod Warzone ile tamamen aynı ama ölünce respawn oluyoruz. Gerçek manada karşı tarafı öldürmenin tek yolu One-Shot killer ve yakın mesafe saldırıları.
ANNEX : Bu modda kontrol noktaları var ve bu kontrol noktalarını elinizde tuttuğunuz müddetçe puan kazanıyorsunuz. Kontrol noktasını savunurken ölenler respawn olamıyor.
KING OF THE HILL : Annex moduna benzeyen bu oyunda karşı tarafı öldürmenin tek yolu One-Shot killer ve yakın mesafe saldırıları. Kontrol noktasını savunurken ölenler yine respawn olamıyor.
HORDE : İşte alemin kralı bu moddur arkadaşlar. Uykusuz günler ve geceler bizleri bekliyor. 50 tane hepsi gittikçe güçlenen Locust saldırı dalgalarına karşı koymaya çalışıyoruz 5 kişi. Arada kurşunlarımız tazeleniyor ve etrafta bulabileceğimiz silahlar da kendini yeniliyor. Ama gelen her dalga diğerinden güçlü olduğu için bu iş gerçekten profesyonellik istiyor belli bir yerden sonra. İnanılmaz zevkli olduğunu söylememe gerek yok. Oynayınca zaten göreceksiniz.

Oyun hakkındaki genel değerlendirmemize geçersek şunu söyleyebiliriz. İlk oyundan grafik kalitesi , ışık oyunları , ekranda görünen düşman sayısı , parçalanabilen duvarlarla beraber üstün bir oyunla karşı karşıyayız. Bu ilk gözümüze çarpanlar. Senaryonun , mekanların ilk oyuna göre çok çok bariz bir üstünlüğü var. Bunu silah sayılarında ve düşman çeşidinde de aynı şekilde görebiliyoruz. Senaryonun işlenişi de diğer oyuna göre daha farklı. Locustların geçmişi ve karakterlerimizin insani yönleri hakkında daha fazla noktaya dokunuyor. Genel olarak bakınca ise hiç bitmeyen bir Action fırtınası ve Horde modu sayesinde yine bitmek bilmeyen zevkli multi saatleri geçirmemize imkan tanıyor oyun.
Cliff Blezinski ve ekibi ilk oyun gibi bu oyunda da beklentileri karşılayıp , hatta üzerine ekleyerek mükemmel bir oyun çıkartmayı başarmışlar. Biz oyunseverlere de bu oyunu oynayıp bitirmek düşüyor.

BLOODY'DEN AŞK'A DAİR

İnsanoğlu olarak hepimiz faniyiz. Doğarız,büyürüz,yaşarız ve ister ağlayalım,ister bağırıp çağıralım,uçarı kaçarı yok ölürüz. Bundan anlayacağımız bir çok şey var. Madem ki eninde sonunda öleceğiz ve bu yaşayacağımız süre 70-80 yıl gibi kısa bir süre,bu süreyi mümkün olduğunca iyi bir şekilde değerlendirmeli ve bu hayatta mutlu olmanın yollarını aramalıyız.

Mutlu olmayı birçok insan farklı yönden ele alabilir ve bu anlaşılabilir birşeydir. Herkesi mutlu eden çeşit çeşit,farklı şeylerin olması kadar normal birşey olamaz. Ama eninde sonunda hepimiz insan olduğumuza göre ve yaratılışımızda aynı toprak ve kan pıhtısı olduğuna göre hepimizin mutluluğunda ortak ihtiyaç olan birşeyler olmalı. Bu yazının ana konusu işte bu ortak ihtiyaç konusu olan aşk olacak.

Aşk nedir? Bazıları bu sorunun cevabını vermekte zorlanırlar;bu zorlanmanın sebebi kendilerini en doğru cevabı vermek için kasmalarıdır ama bu yanlıştır. Çünkü aşk kişiye göre doğruları olan bir kavramdır. Ben burada sadece kendi doğrum olan aşkı anlatacak,bunu paylaşacak ve bu aşka olan saldırıları eleştireceğim. Ayrıca benim anlatacağım aşk ne bir eşyaya,ne de yaratıcıya duyulan aşk olacak. Direkt olarak Leyla ile Mecnun misali karşı cinsler arası aşkı ele alacağım.

Aşk öncelikle ister platonik olsun,ister karşılıklı olsun mükemmel birşeydir. Çünkü aşkın bir diğer özelliği de çok çok çok zor yakalanan birşey olmasıdır ve bunun size rastlaması tabi ki mükemmel birşeydir. Ayrıca ister aşırı ciddi ve somurtkan,ister aşırı laubali şebelek bir tip olun,her şekilde de aşk sizi çok mutlu yapacak ve etrafa yaşama sevinci yaymanıza yol açacaktır. İster istemez etrafa gülen bir yüzle ve kafa yapısıyla baktığınızı farkedecek,yaşadığınız her türlü güzelliği o insana yoracak ve aşkınızı daha da büyüterek yaşayacaksınız.

Aşk çok yoğun bir duygudur ve yorucudur. İnsanın kalbini ilk andan itibaren öyle hızlı çarptırır ki bu hıza dayanamayacağınızı sanıp korkarsınız. Bu sadece ilk anla kalmaz,onu her düşündüğünüz anda da kalbiniz hızla atar (Hatta ve hatta aşkınızın bittiğini sandığınız bir anda,yıllar sonra aşk konulu bir yazı yazarken bile,o kişinin buna değmediğini bir değil bin kere anlamış olsanız bile kalbiniz yine hızla çarpar.) ve bunun dinmesi için gereken şey ya aşkınızın bitmesi (Ama gerçekten bitmesi bitti demekle o iş olmuyor.) ya da yerini başka bir duyguya terketmesidir. Bu duygular da ancak sevgi,arkadaşlık vs falan olabilir. Aşık olduğu bir insanla insan dost falan olamaz. Bunu söyleyen arkadaşlarınız varsa onları dikkatlice izleyin belli bir süre sonra o kişiyle tekrar beraber olduğunu göreceksiniz.

Aşk mantıksızlıktır. Hiçbir mantık kuralıyla ilgili değildir ve bunlara uymaz. Birine aşık olduğunuzda ve bunu beyniniz de kabul ettiğinde göreceksiniz ki aşık olduğunuz kişinin hayat tercihlerinizle pek bir ilgisi yoktur. (Yani kesinlikle ilgisi yoktur demiyorum tabi ki. Ama böyle olmasının aşık olmanızla hiçbir alakası yoktur.) Aşık olduğunuz insan hayat tarzınıza,zevklerinize,inançlarınıza,ilkelerinize uymayabilir;akıllı falan da olmayabilir,hatta belki de bu özellikleri yüzünden o kişiyle beraber olmak istemeyebilirsiniz bile;ama bu kesinlikle o kişiye olan aşkınızda bir azalmaya yol açmaz. O yüzden bir kişiye aşık olup olmadığınızı sakın ama sakın kafanıza sormayın. Alacağınız cevaplar hep yanlış olacaktır. Böyle bir soruyu soracaksanız yalnız ve yalnız kalbinize sorun. Size doğru cevabı verecek tek yer orasıdır.
Aşk bazen de hüzündür. Genellikle platonik aşklar bu gruba girer. Çünkü aşık oldukları insanlara bunu söyleyemedikleri ve aşklarını karşılıklı yaşamayacakları için aşkın mutluluğunun yanında her zaman içlerinde belli bir hüzün duyarlar. Gerçi açık söylemek gerekirse aşkın hüznünü yaşamak bile her gece hiçbirşey hissetmeden yatağa yatıp uyumaktan çok daha iyi BİRŞEYdir. Çünkü sonuçta aşık olabilecek bir insan olduğunuzu kendi kendinize kanıtlamışsınızdır. Dünyada bunu hiç yaşayamamış insanlar da vardır ve siz özelsinizdir. Ayrıca madem ki platonik aşklardan bahsediyoruz. Size kişisel olarak bir tavsiye de bulunayım. Platonik aşkları gerçeğe dönüştürmeye çalışmak boşa bir çabadır ve platonik aşkın kesinlikle büyüsünü bozar. Platonik aşklarda aşık olunan kişi yüce bir figürdür. Hayatın bütün güzellikleri ve iyilikleri (Bir nevi melek figürü) o insan üstüne toplanır. Belli bir süre sonra iş öyle bir hal alır ki o aşkı o kişiye açsanız,kabul edilse,bir ilişki yaşamaya başlasanız bile kafanızda kurduğunuz sevgili tiplemesi o kadar büyüktür ki,o insanın kendisi bile bunu doldurmayı başaramaz. Siz de boşu boşuna aşkınızı yitirmiş olursunuz. O yüzden bırakın platonik aşklar platonik kalsın.

Aşk biterse doğal süreci içinde biter. O da bir nevi bir insan gibidir. O da belli bir süre yaşayıp ölecektir. Ama onun ölmesini kesinlikle dış faktörler,hatta ve hatta o insanın kendisi bile değiştiremez. O insandan nefret edebilirsiniz,ona olan saygınızı yitirebilirsiniz,hatta ve hatta yaptığı şeyler için ondan iğrenebilirsiniz. Fakat bu ona olan aşkınızın bitmesi için yeterli değildir. Aşkınız devam edecek ve doğal süreci içinde bitecektir. İşte bu yüzden bazıları “Bana bunları yaptı ama onu hala seviyorum.” derler.

Kısacası aşk bir araç değil benim için bir amaçtır. Hatta bu hayatta ulaşmayı umduğum tek amaç olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ne para,ne ün, ne de başka birşey. İnsanın hayatında aşk olmadığı müddetçe insanın mutluluğunun söz konusu olması mümkün değil.

Aşk kısaca böyle birşeydir arkadaşlar. Bunu sakın televizyon kanallarında gördüğünüz kalpleri ve ruhları beş para etmeyecek insanların birbirleriyle yaşadıkları kokuşmuş ve rezilliğin üst diyarlarında dolaşan ilişkilerle karıştırmayın. Çünkü cinsellik aşkın başlangıcı değildir. Cinsellik aşkın ileriki aşamalarında doğan bir meyvesidir ve bu meyve sevişme şeklinde açığa çıkar. Eğer ki bir insanla seks yaparken duygu bazında birşey hissetmiyor sadece tatmin oluyorsanız emin olun ki çayırlarda sizinle aynı işi yapan yığınla eşek var. O yüzden böyle insanların aşk yaşıyoruz laflarına bakmayınız. Aşk kısa süreli yaşanıp bırakılacak bir olay değildir. Bu HOMO SAPIENSlerin yaşadıkları olsa olsa cinsellik veya şan,şöhret,reklam tabanlı bir İLİŞKİdir.

Sözün özü olarak aşkın benim için anlamı,tanımı ve bana yaşattıkları,hissettirdikleri,yazdırdıkları bunlardır arkadaşlar. Bu yazı ne ders amaçlı,ne de ben her şeyi biliyorum amaçlıdır. Bu yazının tek ve yek amacı paylaşımdır. Gönlümden kopan şeyleri insanlara duyurmaktır. Eğer ki bunları okuyup tek kişi dahi mutlu olabilecekse ben kendime düşeni yerine getirmişim demektir. Sağlıcakla ve aşkla kalın diyor,son söz olarak da aşkla ilgili söylenmiş birkaç güzel söz yazarak çekiliyorum.

“Herkesi herzaman hesapsızca sev, Öyleki mecnun gibi. O zaman leylânda seni bulur.”
“Bir gün peşinde koştugun gonca gülleri elde etmek için, ayaklarının altında ezılen kır çiçeklerinin de farkına varacaksın.”
“Sevgi dudaklarda kahkaha değil gözlerdeki yaştır; maksat sevgi uğruna ölmek değil uğruna ölünecek sevgiyi bulmaktır.”







BloodY

EPİLASYON TEKNİKLERİ MERAK EDENLERE...

yazan :Eda Bilsel

1-2. Igneli Klasik Yöntem Epilasyon yapilacak bölge önce alkolle temizlenir, sonra ince bir igneyle kil köküne girilerek elektrik verilir. Bu sekilde kil kökü tahrip edilmis olur. Jilet ya da tüy dökücülerle alinarak kalinlasmis tüylere daha fazla elekrik verilmesi gerektiginden, bu durumda daha fazla aci hissedilir. Seanslar yüze haftada bir, vücuda 1,5-2 haftada bir tekrarlanir, süreleri epilasyon yapilan bölgeye göre degisir. Bir seans yüzde 15 dakika sürerken, vücutta birkaç saatten uzun sürebilir. Bu yöntem hamileler disinda herkese uygulanabilir. Yanda SORISA cihazi ile uygulama görülüyor

3. Blend Yöntemi Bu yöntem klasik igneli yönteme çok benzer. Ayni sekilde igneyle kil köküne girilerek elektrik verilmesine dayanir. Farki akimdan sonra yüksek frekans uygulanmasidir. Verilen yüksek frekans nedeniyle kil kökünde bir çesit sivi olusarak kili öldürür. Bu sivinin olusmasi beklendiginden seanslar klasik igneli yönteme göre daha uzun sürer. Epilasyondan sonraki ilk 24 saat içinde cilde su ve fondoten, ilk 48 saat içinde de sabun degdirilmemesi gerekmektedir. Bu yöntem hamilelere, vücudunda platin tasiyanlara, yüksek tansiyon hastalarina ve regl dönemindekilere uygulanmaz. Yanda BIOTRON igneli Dijital Blend epilasyon cihazini görüyorsunuz.


4. Bio-Aktif Sistem Öncekilerden oldukça farkli olan bu yöntemde epilasyon yapilacak bölgeye, epilasyondan önce 3 gün üst üste bitkisel agirlikli bir solüsyon olan Biodepyl sürülür. Bu sürede kesinlikle su degdirilmez. Seans sirasinda solüsyon sayesinde yumusamis bölgedeki tüyler sir agda ile alinir ve tekrar Biodepyl sürülür. Sonra epilasyon makinasinin bob adi verilen basligi ile bu bölgeye 15 dakika kadar masaj yapilir. Bu yöntemin esasini olusturan solüsyonun amaci killari zayiflatmaktir. Bu sekilde gittikçe zayiflayan killar 6 ayla 1 yil arasi bir sürede tamamen yok olurlar. Seans aralikleri killarin tekrar uzamasina göre degisir. Az miktarda da olsa uzayan killar için fazla vakit geçirmeden tekrar epilasyona girilmesi gerekir. Seans uzunlugu komple vücutta en az 2,5 saattir ve bu süre kilin alinma zorluguna göre daha da uzayabilir. Yanda SORISA cihazi ile uygulama görülüyor.

5. Radyo Frekansi Ile Epilasyon Bu yöntem ses dalgalarinin kil kökünde isiya dönüserek kil kökünü yakmasina dayanir. Aci vermez ve iz birakmaz. Diger yöntemlerden farkli olarak seanslardan sonra denize girilebilir, yikanilabilir ya da günese çikilabilir. Kesin sonuç alinmasi 6 ayla 1 yil arasinda degisir, jilet kullanimi ya da hormon dengesizligi bu süreyi uzatan faktörlerdendir. Seans araligi ise killarin tekrar uzamasina baglidir.


6. Foto Epilasyon Foto epilasyon, lazer gibi isigin yogun biçimde deriye verilerek kil köklerinin yakilmasidir. Ancak isigin dalga boyu lazerinkinden daha düsüktür. Beyaz isigin önüne 590-755 nm. arasinda degisik dalga boylari için filtreler takilip, derinin ve kilin tipine göre seçilerek yöntem tatbik edilir. 2-5 pals'te 1-5 mm. derinlikteki kil köklerine ulasilabilir. Dalga boyunun degisebilir olmasi tek dalga boyunda çalisan lazerlere olan üstünlügüdür. Epilasyon yapilacak bölge aciyi hafifletmek ve olusabilecek kizarikliklari engellemek için önce buz ile sogutulur.Yeni sitemlerde aci diger yötemlere göre daha az hale getirilmistir. Daha sonra özel bir jel sürülerek isik verilir. Bu sistemde tenin ve kilin rengi çok önemlidir çünkü ten rengi koyulastikça isik dagilir ve sonuç alma süresi uzar. Bu nedenle bu yöntem zencilere uygulanamaz. Önemli olan kilin deri içindeki renginin, deri renginden koyu olmasidir. Kesin sonuç 2-5 seans arasi alinir ve seans araliklari ayni bölge için en az 3 hafta olmalidir. Tedavi süresince ve tedaviden sonraki belirli bir süre boyunca günese çikmak ve bronzlasmak yasaktir.

7. Lazer Ile Epilasyon Lazer seçilmis dalga boyundaki yogun isiktir. Doku, lazer isigini emerek isinir. Özel olarak seçilen dalga boyundaki lazer isigi, çevre dokulari etkilemeden sadece kil köküne etki eder. Lazer isigi, epilasyonda 2 önemli vücut yapisi tarafindan tutulur. Melanin (cilde rengini veren koyu renkli piment) ve oksihemoglobin (kandaki oksijen tasiyan molekül). Melanin kil ve kil kökünde bulundugundan lazer isigini daha çok tutar ve isinir. Kil köklerinin zayiflamasina ve uygun gelismislikteki killarin yok edilmesini saglar. Iyi bir lazer cihazinin dalga boyu, kil çevresindeki epidermis deri tabakasinin zarar görmeyecegi bir dalga boyuna sahiptir. Bu yöntemde verilen isin demeti kil köküne ulasip, isi etkisiyle kil kökünü yok eder. Foto epilasyonda oldugu gibi ten rengi çok önemlidir, ayni sekilde açik ten ve koyu renkli killar isi kolaylastirir. Kil köklerinin tamamen yok edilmesi 2-3 kere lazer uygulanmasi ile olur. Uygulamasi da foto epilasyona benzer sekilde jel sürüldükten sonra lazer verilmesinden ibarettir. Yine ayni sekilde tedaviden sonra günese çikmamak gerekir. Seans süresi yaklasik 15 dakikadir ve bu süre içerisinde tüm yüz ya da iki koltuk alti tamamen temizlenebilir.

8. Bazi Lazer TeknikleriNd-YAG (Q tetikli) LazerKati hal lazeridir. 1064 ve 532 nanometre dalga boylarindadir. Degisik teknikler ile daha farkli dalga boylarinda da elde etmek mümkündür. Uygulamasi basit, yan etkileri azdir. Çok amaçli kullanima izin veren, oldukça acisiz bir yöntemdir. Süratli uygulama yapmak mümkündür. Çevre dokulara etkisinin az oldugu söylenmektedir.Ruby (Yakut) LazerKati hal lazeridir. En eski lazer sistemidir. 694.3 nanometre dalga boyunda, yüksek enerjili isinlardir. Melanin tarafindan tutulur.Epidermis ve kan hücrelerince de tutuldugu bilinmektedir. Epilasyon uygulamasinda, mutlaka sogutucu ellikler kullanilmalidir. Yavas ve hantal bir sistemdir.Alexandrite LazerAlexandrite lazerinin dalga boyu 755 nanometredir. Melanin tarafindan emilirken, önemli ölçüde oksihemoglobin tarafindan tutulur. Süratli bir yöntemdir. Isi ile kil disi dokularin etkilenmesi ve zarar görmesi, bu sistemde daha ön plandadir. Epidermal cilt yaniklarina neden olabilir. Aci hissi, diger lazerlere göre daha fazla oldugu söylenmektedir.Diode LazerYeni bir lazer sistemidir. Gallium Arsenid diod lazerinin dalga boyu 800-840 nanometredir. Bu lazerlere ait fazla klinik uygulama henüz tamamlanmamistir

GÜNDE 20 DK VE DÜMDÜZ BİR KARIN

Düz bir karın için karın düzleştirme egzersizleri

Günde 20 dakikayla dümdüz bir karın Gergin ve düz bir karın, formda ve güzel bir vücudun aynası aslında. Baharın geldiği şu günlerde daha ince kıyafetler giymek karnımızı ortaya çıkarıyor.
Uzmanlar karın bölgesini geliştirmek için bu bölgedeki kasları hedef almak gerektiğini belirtiyorlar. Karın bölgesi egzersizlerini evde rahatlıkla çalışabilirsiniz...



Süpermen hareketi Harekete emekleme pozisyonunu alarak başlayın. Kol ve bacak çapraz olacak ve dirsek dize değecek konuma gelmeli. Daha sonra, kol ve bacağınızı yere paralel olacak şekilde uzatmalısınız. Kol ve bacağı kapadığınızda nefes alın; açtığınızda ise nefes verin! Her egzersizde olduğu gibi bu egzersizde de nefes düzeni çok önemi. Bu hareketi kesinlikle kontrollü ve yavaş yapmalısınız. Hızlı yaparsanız çabuk yorulup gerekli olan sayıyı elde edemeyebilirsiniz. Tekrar sayısı 10. Diğer bacak ve kol için de tekrar sayısı 10.
Faydası: Karın bölgesinin sertleşmesini ve biçim almasını sağlıyor.

Çaprazlama Bu egzersiz için sırtüstü yatar pozisyonunu almanız gerekiyor. Bu sırada dizler bükülü olmalı. Diz 90 derece kaldırılmalı (eller kenetlenmeden ensede) ve vücudun üst kısmı yukarıya doğru gelecek şekilde dizlerinize doğru çapraz kalkmalısınız. Yukarı kalkıldığında derin nefes vermeniz aşağıda ise derin nefes almanız gerekiyor. Nefes alıp vermeniz sakin ve yavaş olmalı. Hareketi yavaş ve kontrollü yapmalısınız. Tekrar sayısı 10.
Faydası: Ön ve yan karın bölgelerinin şekil almasına yardımcı oluyor. Ayrıca sırt, boyun ve arka bacak kısımlarının sertleşmesini ve sıkılaşmasını sağlıyor.


Bilekler çalışıyor Egzersiz için düz yatar pozisyonunu almanız gerekiyor. Eller kalça altında olmalı ve küçük top, ayak bileklerinin arasında bulunmalı. Belin zemin ile olan temasını kesmemeye özen göstermelisiniz. Dikkat etmeniz gereken önemli bir nokta ise, kamınızın hareket sırasında sıkı ve kontrollü olması. Harekete bacaklarınız yukarıda başlıyorsunuz ve 4'e kadar sayarak aşağıya indiriyorsunuz, Daha sonra 4'e kadar sayarak yukarıya kaldırıyorsunuz. Toplam 8 tekrar yapılıyor.
Faydası: Karın ve bacak bölgesinin sıkılaşmasını sağlıyor.

Topu kaldır Bu egzersiz için ihtiyacınız olan sadece büyük bir top. Egzersize yatar pozisyonda, sırt yerde olacak şekilde ve dizlerinizin altına büyük bir top yerleştirerek başlamanız gerekiyor. Topu ayaklarınız ve bacaklarınız yardımıyla tutmalısınız. Dizleri karna çekmeli ve hafifçe topu yerden kaldırmalısınız, derin nefes alıp vermeyi unutmayın. Egzersizin tekrar sayısı 10.
Faydası: Ön karın ve ön bacak kısımlarının çalışmasını ve sıkılaşmasını sağlıyor. Basen bölgesine şekil veriyor.



KİTAPLIĞIMDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİM


Merhaba,

Ben sinema yada görsel sanatlardan daha ziyade kitap okumayı seviyorum.Hayal gücümü, kelime dağarcığımı ve ufkumu geliştirmekle kalmaz; hayata değişik açılardan bakıp kendimi ve etkileşim içinde olduğum çevremi daha net ve tarafsız analiz etmemi sağlar.

Aynı zamanda zihnimi çalıştırırım; hayallerde kitapta geçen kişileri sahneleri canlandırırım, bunun verdiği haz ve etkinin , bir film izlerken hissettiğim etkinin 10 katı olduğunu rahatça söyleyebilirim.

Geçenlerde en son okuduğum kitap KHALED HOSSEINI'den BİN MUHTEŞEM GÜNEŞ kitabı idi.

Afganistan'da 1950'li lerden günümüze yaşanan olayları yerleri ve iki kadının dramatik ilişkisini romanlaştırmış. Anlatımı ve duyguları ifade tarzi ve etkisi çok yoğun ve dramatik.Yazılanların hepsinin gerçek olduğunu zaten biliyoruz ama savaş altında Afganistanda hayatı yaşamak ne demek nasıl bir his gerçekten çok başarılı bir şekilde anlatmış.O bombaların düşme ve çarpma anındaki tıslama sesi kulaklarımda çınladıkça heyecandan sayfalarca sürüklendim ve kitapta geçen olaylara görece mutlu sayılacak bir sonda buldum kendimi.

Çok güzel bir kitap okumayanlara tavsiye ederim.

Rosepher

KURBAN OLMA TEORİSİ

SEVGİSİZLİK ÖRNEKLERİ

Daha anne karnında başlar her şey:

1- Eğer anne gergin, mutsuz ve çaresiz hissediyorsa kendini bebek bunu hisseder. Yaşamsal güven alanı zedelenir. Devreye sürüngen beyin girer. Çocuk kendini istenmeyen bir varlık olarak algılar. Matrix buna göre oluşur. Kendini çevresindekiler için feda eden biri olur çıkar. Ancak böyle olduğunda kendini yaşamsal düzeyde güvende hisseder.

2- Anne karnında yaşadığı bir travma, örneğin babanın anneyi dövmesi, bebek tarafından algılanır. Fakat bu sırada sürüngen beyin devrede olacağı için buradan yanlış sonuçlar çıkartılır. Örneğin o sırada babanın anneye bağırarak söylediği sözler aynen alınır ve genelleştirilip çarpıtılır. Bir danışanım böyle bir sahneyi hatırlamış ve babanın anneye ”sapık” diye bağırdığını hatırlamıştı. Şaşırarak o sözün kendisine söylenmiş olduğunu sandığını söyledi.

3- Evde sürgit devam eden tartışmalar, bağırış çağırış da aynı etkiyi yapar. Çünkü çocuk için anne babanın birliği büyük bir güven zemini oluşturur. Bu tip tartışmalar hemen sürüngen beynin girmesine yol açar. Ya onları bir arada tutmak için “iyi” çocuk olmaya karar verir, ki bu aslında çocuk olmaktan vazgeçmek demektir; ya da büyüdüğünde hep sorun giderici kişi olarak kişiliği şekillenir.

Image4- Sevgisizliğin bir başka boyutu. Aşırı beklentidir.

Anne baba çocuktan bir kahraman, bir yıldız, bir kurtarıcı olmasını bekler. Aksi halde çocuk yeterli sevgi ve ilgiyi alamayacağını bilir. Bu koşullu sevgi sürüngen beyni devreye sokar. Çocuk da, anne baba (ya da her kimse) için kahraman ya da yıldız olmak ne anlama geliyorsa öyle olmaya çalışır.

Yaklaşık ortalama kırk yıl süren bir uğraştan sonra ne İsa'ya ne de Musa'ya yaranabildiğini görür!

5- Sevgisizliğin en tehlikeli ve pek fark edilmeyen boyutu “özveri kıskacıdır.”

Anne baba çocukları için kendilerini feda ederler. Saçlarını süpürge ederler. Yemezler yedirirler, giymezler giydirirler. Onların da çocuklarından bazı küçük ricaları olacaktır elbette. Mesela kendilerini yaşamamak gibi! Sevdikleri biriyle evlenme girişimleri böyle değiştirilir, en çok yapmak istedikleri meslekten bu sebeple vazgeçerler. Ne zaman hayatları ile ilgili önemli bir karar vermeye dursalar karşılarına özveri senedi çıkartılır. Çocuk anne babaya öfkelenir bu yüzden, ama bunu ifade edemez, içine atar. İfade edilmemiş öfke örneğin kanser içi bir numaralı nedendir.

6- Bir başka sebep kız erkek ayırımı yapmaktır.

Bu, bizim ülkemizde çokça görülen bir durum. Cahiliye devrindeki Arap adetlerinin bir başka versiyonudur aslında. Onlar bu işte daha radikaldiler; kızlarını diri diri kuma gömüyorlardı! Oysa ailesi erkek bekleyen ve kız olarak doğan biri de yaşar belki yaşamasına, ama ruhsal olarak kuma gömülmüştür. Cinsellikten, hayattan, kendinden haz alamaz. Haz hayatın motorudur. Haz olmayan yerde ölüm vardır aslında. Böylesi kişilerde kadınlığını reddetme durumu ortaya çıkar. Biraz erkeksi olmayı seçerler. Bir yandan da “ben kızım ama bakın bir oğlan kadar mükemmelim,” durumu gelişir.

7- Katı, kuralcı ebeveynler de sürüngen beyni patron yapan en sık rastlanan örneklerdir.

Bu tip aileleri kurallar yönetir. “Doğru” şekilde yapılmalıdır her şey ve asla yanlış yapılmamalıdır. Her şeyin bir doğrusu bir de yanlışı vardır. Ne yapsalar, nasıl yapsalar beğenilmez takdir görülmez. “Daha iyi olabilirler” her zaman. Böylece yanlış yapmaktan korkan, kendisini ve başkalarını yargılayan bir karakter oluşur. Bu tiplerin kafa katılıkları bedenlerine de yansır. Kaskatı dururlar. Boyunları sık sık ağrır. Hatta belki bir süre sonra fıtık olurlar. Gülmeyi bilmeyen, donuk bakışlı biri olup çıkarlar. Migren kaçınılmaz bir arkadaş olur onlara. Cinsel yönden soğuk olurlar. Bedensel teması pek sevmezler. İş hayatlarının ortak kaderi çok uğraşıp, mücadele verip az sonuç almaktır.

8- Cinsel taciz kurbanları…

Cinsel taciz, çok sık rastlanan bir durumdur. Fakat kişiler bunu saklarlar. Çocuklar genellikle en yakınları tarafından tacize maruz kalırlar. Abi, dede, amca v.s gibi. Çok küçük yaşlarda böyle bir şeye maruz kalan kişi, sonunda sınırları olmayan biri haline gelir. İnsanlar kolayca onun özel haklarını gasp eder. Saygısızlık yaparlar kendisine ve o sesini çıkaramaz. En küçük eşyalarına bile sahip olamaz sanki. Bir süre sonra cinsel organlarında miyomlar, kitleler oluşur.

9- Sevgisizliğin en etkili boyutu görmezlikten gelmektir!

Anne baba kendi meselelerine, hayatlarına, toplumdaki rollerine öyle dalıp gitmişlerdir ki, çocuklarının farkında bile değillerdir. Çocuğu dinlemezler, ona bakmazlar, onunla konuşmazlar. Onların işleri vardır. Onların sorunları vardır.

Onların...

Böylelikle sinik ve silik bir karakter çıkar ortaya.

Kendini güvende hissetmek istiyorsa, sesini çıkarmamalı, öylece durmalıdır.

Bunlar bir toplulukta isimleri en zor hatırlanan kişilerdir.

Hayalet gibi dolaşırlar.

Sesleri kısık, zor anlaşılır bir şekilde çıkar.

Özür diler gibi konuşurlar sanki hep şöyle hissederler ve hissettirirler: “Yaşadığım için kusura bakmayın ne olur!”

Bu kişilerin kendilerine yokmuş gibi davranan bir eşle evlenme ihtimali çok fazladır.

Ya da hiçbir zaman tam olarak bağlanmamaları ihtimali...

Hayatı içine çekmek, almak hakkına sahip olmadıklarına inandıkları için astım olma ihtimalleri yüksektir.

10- “Sen adam olmazsın” kehanetiyle büyüyenler.

Bu tip anne baba (ya da sadece biri) çocuklarını motive etmek için kendilerince bir yol belirlemişlerdir. Başarılı ve güçlü olması için çocuklarının hep şu sözü söylerler: “Sen adam olmazsın!” Hatta bazen motivasyonun dozunu arttırırlar. Örneğin “sen adam olursan köpekler de olur,” gibi…

Bu sözlere birkaç tokadın eklenmesi etkiyi bir hayli arttırır.

Bu tip bir davranışa maruz kalanlar, bu kehaneti gerçekleştirmekten başka çareleri yokmuş gibi davranırlar.

Ne kadar yetenekli ve akıllı olurlarsa olsunlar, ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar gerçekten sonunda onlardan bir şey olmaz.

Buradaki sır, sürüngen beynin adam olmayarak adam olmak gibi salakça bir stratejiyi sürdürme inadıdır.

Image11- Çocuklarını süs bebeği gibi yetiştirerek kendilerine bağımlı kılan anne babalar.

Bu tip ebeveynler, “dur senin yerine ben yaparım” durumundadırlar.

Çocuklarına güvenmezler. Ya da sanki onlar hiç üzülmesin, kırılmasın, yorulmasın tavrını sürdürürler.

Sonunda çocukta, “ben onlarsız bir hiçim” düşüncesi yerleşir.

Başlangıçta bu durumu fark etmez. Ama ne zaman ki hayat sorumluluğu sırtına biner (daha doğrusu bindiğini hisseder; çünkü omzu o denli güçlenmemiştir,) o zaman korkular, sıkıntılar başlar.

Ya bir çocuğun doğumu, ya yeni bir işe başlama bu güçsüzlük durumunu tetikler.

En küçük bir iş onun için kâbus olmaya başlar. Yemek yapmak sanki dünyanın en zor işi olmuştur.

Birdenbire bir geri dönüş yaşanır. Kişi yine sanki çocuklaşmıştır.

12- Ölen bir kardeşinin yolunu izleyenler…

Kendisinden önce ya da sonra bir kardeşi ölen ya da sakat doğan bir çocuk bu kardeşinin ölümünden kendini sorumlu hisseder. Onun kaderini izlemek eğilimi taşır.

Bu kişiler intihar eğilimi taşırlar. Sanki “senin yerine ben” demektedirler.

Hayatlarını kötüleştirmek için ellerinden geleni artlarına koymazlar. Sanki üzerlerinde bir lanet varmış gibi davranırlar.

Kendilerine özen göstermez, değer vermezler.

Sanki birileri her an parmaklarını onlara uzatacak gibidir.


Yukarıdaki örneklerden insanın koşulların kurbanı olduğu sonucunu çıkartacağımız kesindir. Ama durum hiç de öyle değil. Bu resmin sadece bir kısmıdır.

İnsan seçen bir varlıktır. Hem de en üst düzeyde. İnsanın derin düzeylerinde tüm resme hâkim olan yanı. Hangi aileyi seçerse hangi çekirdek inanca ve stratejiye sahip olacağını bilir.

Seçimini buna göre yapar. Çünkü bu stratejiyle yola çıktığında, bu hayat için hatırlamayı amaçladığı bilgeliği fark etme şansı olacaktır.

Yani insan başından sonuna kadar ve her konuda, her şeyi kendisi planlar.

DOSTLUKTAN ÖTE










Resimde gördüğünüz Rosepher ve Pheyza....

2002 yılında İstanbul Üniversitesinin ÖLB Anfisinde 1 sene beraber temel fen derslerini aldılar...

Rosepher biyoloji Pheyza ise Peyzaj Mimarlığı bölümündeydi...ortak geçen bir senelerinin sonunda arkadaşlıkları önce dostluğa sonra kardeşliğe en sonrada sırdaşlığa dönüştü....

Bugün kasım 2008 Rosepher bekar, Pheyza ise 2 yıllık evli ve 1 yaşında dünya tatlısı bir oğlu var....

Bu güzelliği sizlerler paylaşmak istedim.Hiç bozulmaması dileğimizle

Rosepher

ANNE KARNINDA BAŞLAYAN SEÇİM...

SEVGİSİZLİK ÖRNEKLERİ

Daha anne karnında başlar her şey:

1- Eğer anne gergin, mutsuz ve çaresiz hissediyorsa kendini bebek bunu hisseder. Yaşamsal güven alanı zedelenir. Devreye sürüngen beyin girer. Çocuk kendini istenmeyen bir varlık olarak algılar. Matrix buna göre oluşur. Kendini çevresindekiler için feda eden biri olur çıkar. Ancak böyle olduğunda kendini yaşamsal düzeyde güvende hisseder.

2- Anne karnında yaşadığı bir travma, örneğin babanın anneyi dövmesi, bebek tarafından algılanır. Fakat bu sırada sürüngen beyin devrede olacağı için buradan yanlış sonuçlar çıkartılır. Örneğin o sırada babanın anneye bağırarak söylediği sözler aynen alınır ve genelleştirilip çarpıtılır. Bir danışanım böyle bir sahneyi hatırlamış ve babanın anneye ”sapık” diye bağırdığını hatırlamıştı. Şaşırarak o sözün kendisine söylenmiş olduğunu sandığını söyledi.

3- Evde sürgit devam eden tartışmalar, bağırış çağırış da aynı etkiyi yapar. Çünkü çocuk için anne babanın birliği büyük bir güven zemini oluşturur. Bu tip tartışmalar hemen sürüngen beynin girmesine yol açar. Ya onları bir arada tutmak için “iyi” çocuk olmaya karar verir, ki bu aslında çocuk olmaktan vazgeçmek demektir; ya da büyüdüğünde hep sorun giderici kişi olarak kişiliği şekillenir.

Image4- Sevgisizliğin bir başka boyutu. Aşırı beklentidir.

Anne baba çocuktan bir kahraman, bir yıldız, bir kurtarıcı olmasını bekler. Aksi halde çocuk yeterli sevgi ve ilgiyi alamayacağını bilir. Bu koşullu sevgi sürüngen beyni devreye sokar. Çocuk da, anne baba (ya da her kimse) için kahraman ya da yıldız olmak ne anlama geliyorsa öyle olmaya çalışır.

Yaklaşık ortalama kırk yıl süren bir uğraştan sonra ne İsa'ya ne de Musa'ya yaranabildiğini görür!

5- Sevgisizliğin en tehlikeli ve pek fark edilmeyen boyutu “özveri kıskacıdır.”

Anne baba çocukları için kendilerini feda ederler. Saçlarını süpürge ederler. Yemezler yedirirler, giymezler giydirirler. Onların da çocuklarından bazı küçük ricaları olacaktır elbette. Mesela kendilerini yaşamamak gibi! Sevdikleri biriyle evlenme girişimleri böyle değiştirilir, en çok yapmak istedikleri meslekten bu sebeple vazgeçerler. Ne zaman hayatları ile ilgili önemli bir karar vermeye dursalar karşılarına özveri senedi çıkartılır. Çocuk anne babaya öfkelenir bu yüzden, ama bunu ifade edemez, içine atar. İfade edilmemiş öfke örneğin kanser içi bir numaralı nedendir.

6- Bir başka sebep kız erkek ayırımı yapmaktır.

Bu, bizim ülkemizde çokça görülen bir durum. Cahiliye devrindeki Arap adetlerinin bir başka versiyonudur aslında. Onlar bu işte daha radikaldiler; kızlarını diri diri kuma gömüyorlardı! Oysa ailesi erkek bekleyen ve kız olarak doğan biri de yaşar belki yaşamasına, ama ruhsal olarak kuma gömülmüştür. Cinsellikten, hayattan, kendinden haz alamaz. Haz hayatın motorudur. Haz olmayan yerde ölüm vardır aslında. Böylesi kişilerde kadınlığını reddetme durumu ortaya çıkar. Biraz erkeksi olmayı seçerler. Bir yandan da “ben kızım ama bakın bir oğlan kadar mükemmelim,” durumu gelişir.

7- Katı, kuralcı ebeveynler de sürüngen beyni patron yapan en sık rastlanan örneklerdir.

Bu tip aileleri kurallar yönetir. “Doğru” şekilde yapılmalıdır her şey ve asla yanlış yapılmamalıdır. Her şeyin bir doğrusu bir de yanlışı vardır. Ne yapsalar, nasıl yapsalar beğenilmez takdir görülmez. “Daha iyi olabilirler” her zaman. Böylece yanlış yapmaktan korkan, kendisini ve başkalarını yargılayan bir karakter oluşur. Bu tiplerin kafa katılıkları bedenlerine de yansır. Kaskatı dururlar. Boyunları sık sık ağrır. Hatta belki bir süre sonra fıtık olurlar. Gülmeyi bilmeyen, donuk bakışlı biri olup çıkarlar. Migren kaçınılmaz bir arkadaş olur onlara. Cinsel yönden soğuk olurlar. Bedensel teması pek sevmezler. İş hayatlarının ortak kaderi çok uğraşıp, mücadele verip az sonuç almaktır.

8- Cinsel taciz kurbanları…

Cinsel taciz, çok sık rastlanan bir durumdur. Fakat kişiler bunu saklarlar. Çocuklar genellikle en yakınları tarafından tacize maruz kalırlar. Abi, dede, amca v.s gibi. Çok küçük yaşlarda böyle bir şeye maruz kalan kişi, sonunda sınırları olmayan biri haline gelir. İnsanlar kolayca onun özel haklarını gasp eder. Saygısızlık yaparlar kendisine ve o sesini çıkaramaz. En küçük eşyalarına bile sahip olamaz sanki. Bir süre sonra cinsel organlarında miyomlar, kitleler oluşur.

9- Sevgisizliğin en etkili boyutu görmezlikten gelmektir!

Anne baba kendi meselelerine, hayatlarına, toplumdaki rollerine öyle dalıp gitmişlerdir ki, çocuklarının farkında bile değillerdir. Çocuğu dinlemezler, ona bakmazlar, onunla konuşmazlar. Onların işleri vardır. Onların sorunları vardır.

Onların...

Böylelikle sinik ve silik bir karakter çıkar ortaya.

Kendini güvende hissetmek istiyorsa, sesini çıkarmamalı, öylece durmalıdır.

Bunlar bir toplulukta isimleri en zor hatırlanan kişilerdir.

Hayalet gibi dolaşırlar.

Sesleri kısık, zor anlaşılır bir şekilde çıkar.

Özür diler gibi konuşurlar sanki hep şöyle hissederler ve hissettirirler: “Yaşadığım için kusura bakmayın ne olur!”

Bu kişilerin kendilerine yokmuş gibi davranan bir eşle evlenme ihtimali çok fazladır.

Ya da hiçbir zaman tam olarak bağlanmamaları ihtimali...

Hayatı içine çekmek, almak hakkına sahip olmadıklarına inandıkları için astım olma ihtimalleri yüksektir.

10- “Sen adam olmazsın” kehanetiyle büyüyenler.

Bu tip anne baba (ya da sadece biri) çocuklarını motive etmek için kendilerince bir yol belirlemişlerdir. Başarılı ve güçlü olması için çocuklarının hep şu sözü söylerler: “Sen adam olmazsın!” Hatta bazen motivasyonun dozunu arttırırlar. Örneğin “sen adam olursan köpekler de olur,” gibi…

Bu sözlere birkaç tokadın eklenmesi etkiyi bir hayli arttırır.

Bu tip bir davranışa maruz kalanlar, bu kehaneti gerçekleştirmekten başka çareleri yokmuş gibi davranırlar.

Ne kadar yetenekli ve akıllı olurlarsa olsunlar, ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar gerçekten sonunda onlardan bir şey olmaz.

Buradaki sır, sürüngen beynin adam olmayarak adam olmak gibi salakça bir stratejiyi sürdürme inadıdır.

Image11- Çocuklarını süs bebeği gibi yetiştirerek kendilerine bağımlı kılan anne babalar.

Bu tip ebeveynler, “dur senin yerine ben yaparım” durumundadırlar.

Çocuklarına güvenmezler. Ya da sanki onlar hiç üzülmesin, kırılmasın, yorulmasın tavrını sürdürürler.

Sonunda çocukta, “ben onlarsız bir hiçim” düşüncesi yerleşir.

Başlangıçta bu durumu fark etmez. Ama ne zaman ki hayat sorumluluğu sırtına biner (daha doğrusu bindiğini hisseder; çünkü omzu o denli güçlenmemiştir,) o zaman korkular, sıkıntılar başlar.

Ya bir çocuğun doğumu, ya yeni bir işe başlama bu güçsüzlük durumunu tetikler.

En küçük bir iş onun için kâbus olmaya başlar. Yemek yapmak sanki dünyanın en zor işi olmuştur.

Birdenbire bir geri dönüş yaşanır. Kişi yine sanki çocuklaşmıştır.

12- Ölen bir kardeşinin yolunu izleyenler…

Kendisinden önce ya da sonra bir kardeşi ölen ya da sakat doğan bir çocuk bu kardeşinin ölümünden kendini sorumlu hisseder. Onun kaderini izlemek eğilimi taşır.

Bu kişiler intihar eğilimi taşırlar. Sanki “senin yerine ben” demektedirler.

Hayatlarını kötüleştirmek için ellerinden geleni artlarına koymazlar. Sanki üzerlerinde bir lanet varmış gibi davranırlar.

Kendilerine özen göstermez, değer vermezler.

Sanki birileri her an parmaklarını onlara uzatacak gibidir.


Yukarıdaki örneklerden insanın koşulların kurbanı olduğu sonucunu çıkartacağımız kesindir. Ama durum hiç de öyle değil. Bu resmin sadece bir kısmıdır.

İnsan seçen bir varlıktır. Hem de en üst düzeyde. İnsanın derin düzeylerinde tüm resme hâkim olan yanı. Hangi aileyi seçerse hangi çekirdek inanca ve stratejiye sahip olacağını bilir.

Seçimini buna göre yapar. Çünkü bu stratejiyle yola çıktığında, bu hayat için hatırlamayı amaçladığı bilgeliği fark etme şansı olacaktır.

Yani insan başından sonuna kadar ve her konuda, her şeyi kendisi planlar.

HİPNOZ HAKKINDA HERŞEY

HİPNOZUN TANIMI-UYGULAMASI VE BİLİNMEYENLERİ
13/11/2008 · Kategori: KUANTUM DÜŞÜNCE VE KUANTUM FİZİĞİ


Hipnoz, değişik bir "farkına varma" durumu olarak tanımlanabilir. Birey çevreden kontrollü bir şekilde ayrılır. Kendisine verilen bilgi, hiçbir şekilde eleştirilmeksizin merkezi sinir sistemine ulaşır. Bireyin dikkati, hipnotizeler tarafından seçilen spesifik alana çekilir ve konsantre halinin devamlılığı sağlanır. Ayrıca, bireyin istenmeyen enformasyona karşı hassaslığı ve uyanıklığı da temin edilir. Trans durumu, kesif bir konsantre olma halidir. Fizyolojik ve operasyonel anlamda hipnoz, bireyin kendisi için hazırlanmış olan bir amaca ulaşması için, kesif bir konsantrasyona sahip olması ve onun uyanıklık halinde bazı değişimler yapılarak, kendine verilen uyarılar alınan bir cevaptır.

3 Çeşit hipnoz vardır. Oto-hipnoz, Spontan-hipnoz, Formal-hipnoz.

Oto Hipnoz: Kesik bir konsantrasyon ve meditasyon ile sağlanır.

Spontan Hipnoz: Bireyin farkına varmaksızın oluşu.

Formal Hipnoz: Bir diğer kişi tarafından oluşturulan hipnozdur. Bu kişi bu alanda yetkisi ve yeteneği olan bir kişidir. Hipnozitör geleneksel bir uygulama ile bireyin uyanıklık halini değiştirmek için bazı şartları gerçekleştirir. Bizim burada üzerinde durup, değişik yönleri ile anlatımını yaptığımız, "Formal Hipnoz" dur.

GİRİŞ (Başlangıç)

Hipnoz bir işlemdir, bir metotdur. Hipnozda bireyin kontrolü, kendi isteği ile hipnozitörün, yani bir diğer kişinin yetkisi altına girer. Bireyin davranışını kontrolde 5 ayrı yaklaşım metodu vardır:

1- Mekanik bir kuvvet ile yaklaşım,

2- İlaç ile yaklaşım,

3- Ceza veya ödül vererek yaklaşım,

4- İkna etme, mantıklaşma yolu ile yaklaşım,

5- Telkin ile yaklaşım.

metotların her birinde de, gerekli davranışı başlatacak olan bir fikri kabullenmede, bireyin taraflı bir tutumu olmamalıdır. Birey eleştirici olmamalıdır. Eleştirici bir tutum, telkinin etkisini engelleyebilmektedir. Doktorun, hipnozu oluşturmakta çok önemli bir pozisyonu vardır. Çünkü kendi prestijini rahatlıkla kullanabilir. Doktor, hastasına hipnozu önerdiğinde veya bazı telkinlerde bulunduğunda, hasta pek eleştirici olmaz. Anestezistin de bu yönde bazı avantajları vardır. Çünkü hasta, operasyon ve anestezisinin çok iyi ve emin olmasını kuvvetle ister. Bireyin eleştirici tutumunu azaltan ve hipnozda başarıyı sağlayan birçok etken vardır. Gözkapağı katalepsisinde olduğu, doğal şartlar ve telkini pekiştirme fenomeni şöyle uygulanmaktadır. Birey göz karesini yukarı doğru kaydırarak, hipnozitörün alnının ortasına bakarken hipnozitör ona, göz kapaklarını yavaşça kapatmasını söyler ve ilaveten kesin bir şekilde "Şimdi gözlerini açamayacaksın" der. Birey ise, bu sözden sonra, gerek telkin ve gerekse fizyolojik güçlülük nedeni ile göz kapaklarını, yukarıda belirtilen şartlarda, açamadığını görür.

HASTALARIN SEÇİMİ

Hipnotize edilebilecek olan hastaların seçimi kadar, hipnotize edilmemesi gereken hastaların seçimi de önemlidir. Doğal olmayan davranış eğilimi gösteren hastalar veya nöropsikiyatrik şikayetleri olanların, psikolojik değerlendirme ve konsültasyona ihtiyaçları vardır. Psikolojik bozuklukları olanlar ayırt edilmeli ve bunların karakterleri iyice bilinmelidir. Anestezi uygulamasında da, hipnotik tekniğin kullanılışının spesifik bir nedeni olmalıdır. Genellikle zeki kişiler iyi hipnotize edilirler, çünkü onların konsantrasyon yeteneği yüksektir ve motivasyonları (istekleri) da çoktur. Hipnozitörün telkinlerini eleştirenler hipnoza uygun değildirler.

Halk arasında bu konuda bazı yanlış peşin hükümler vardır. Bunlar soru cevap şeklinde ele alınacak olursa, açıklığa kavuşabilir.

Bir kişi istemediği halde hipnotize olabilir mi?

Hayır. Kişi ancak isterse hipnotize olabilir ve kendi ahlak anlayışına ters düşen hipnotik talimatları yerine getiremez.

Herkes hipnotize olabilir mi?

Eğer isterse olabilir. Yaklaşık, kişilerin % 80'i belirli bir ölçüde hipnotize olabilirler. Bu bireyin telkin alma derecesine bağlıdır. Kişilerin ancak % 25'i derin hipnoza girebilirler.

Başarılı bir hipnoz için kişinin zekasının düşük olması mı gerek?

Tam tersine, çok zeki ve hayalgücü yönünde de zengin olanlar çok iyi hipnotize olurlar. Embesiller, psikotikler hemen hemen hiç hipnotize olamazlar. Anestezistler, psikoterapi olan hastalarının hastalık durumlarını iyice bilmedikçe hipnoanesteziden sakınmalıdırlar.

Hipnotizma zararlı mıdır?

Hayır. İyi ahlaklı kimseler, iyi eğitilmiş doktorlar, diş hekimleri veya psikiyatrlar, psikologlar tarafından uygulandığı sürece tehlikeden uzaktır. Hipnozitör, subjektif olmamalı kendinden bazı katkılarda bulunmamalıdır.

BAŞARILI BİR HİPNOZ İÇİN GEREKLİ ŞARTLAR

Başarılı bir hipnoz için gereken şartlar çok çeşitlidir. Bunlar şöyle özetlenebilir:

1- Bireyin hipnozitöre güveni. Bu hipnozitörün prestijine ve vardığı güven duygusuna dayanır.

2- Hipnozu alabileceğine ikna. Bu, karşılıklı anlayışa bağlıdır.

3- Kuvvetli bir karşılıklı ilişki kurulması.

4- Fizyolojik sonuçlarından yararlanarak, psikolojik telkinin pekiştirilmesi. ("Kolun şimdi relaks oldu, gevşedi, ağırlaştı" gibi sözler), (Kola vurarak bir çeşit sedatif masaj halinin oluşturulması).

TELKİNİYET (Telkin Alma)

Bir kimsenin kolay hipnotize olup olmayacağına karar vermek en arzu edilen şeydir. Bireyin uyku yaşantısı ile hipnotize olma arasında iyi bir bağlantı vardır. Şu soruya kesin olarak, olumlu cevap verebilen herkes hipnoz haline geçebilirler. "Gündüzleri rahatlıkla uyuyabilir misiniz?" Herkesin belirli derecede telkin alma özelliği vardır. Hipnozda başarılı olmak için yapılacak iş, sadece ve sadece bu özelliği artırmaktır. Hipnotize olma ile kişinin şahsiyet yapısı arasında da bir korelasyon mevcuttur. Çok çekici bir şahsiyeti olan kişi, telkine en yatkın olan kişidir. Dışa dönüklük ile hassasiyet arasında pozitif bir korelasyon mevcuttur. Hassas kişiler genellikle iyi adapte olan gruba girerler.

Hipnozu seks faktörü de etkilemektedir. Öyle ki, erkekler kadınlara nazaran telkiniyete daha çok yatkındırlar. ("Postural Sway Testi" skorlarına göre, tam telkiniyet dolayısıyla hipnotik hassasiyet, istikrarlı olan tüm ekstrovert ve introvert'lerde görülür.) Kişinin iç güdüleride önemlidir. İçgüdülerinin kuvvetli oluşu, hipnozu ve konsentrasyonu engeller. Yatıştırıcı ilaçlarla kişinin bu iç güdüsündeki fazlalık azaltılarak onların da hipnozdan yararlanmaları sağlanır. Bazen hipnozun yanısıra, kronik anksiyetesi olanlar bu aktiviteyi devam ettirip (merkezi otonomik reaktiviteyi azaltarak) hipnozda hassasiyet gösterebilirler. Böyle hallerde fenotiazin gereklidir. Fakat asla uzun tesirli barbituratlardan yararlanılmamalıdır. Eğer anksiyetesi yani ruhi gerilimi veya kaygısı pek çok ise, mebrobomat veya kısa tesirli barbituratlar, ufak dozlarda olmak şartı ile yararlı olabilirler.

HİPNOTİZE OLMA TESTİ

Spiegel'in "The Hypnotic Induction Profile" (HIP)'i transa girme kapasitesinin bir endeksini verir. Deneğin profili 10 dakika içinde saptanabilir. Profil, 0 ile 4 derece arasında puanlanır. Bu derecelerin deneğin kendisine verilen çeşitli işaretlere verdiği nörofizyolojik cevap paternleri ile iyi bir korelasyonu vardır. Göz hareketi, koldaki hafiflik hipnoz sonrası subjektif hassasiyet, hipnoz sonrası motor uyumu, trans yaşantısını anlatabilme yeteneği, kendisine verilen işaretler, uyumu kesme, amnezi. Deneğin gözünü kapatırken, yukarı doğru bakma yeteneği testin 1 nolu anahtarıdır. HIP puanına göre, transa girme kapasitesindeki deneklerin % 75'inde bu puan koreledir. Bunu "Eye Roll Sign" (göz döndürme işareti) denir.

TESTİN UYGULANIŞI

Hastaya talimat şöyle verilir.

1- Başını tam karşıya bakarcasına dik tut.

2- Başını bu şekilde tutarken, kaşlarına doğru bak, şimdi başına doğru bak. (Yukarı bakış "Up-Gaze")

3- Yukarı doğru bakarken, aynı zamanda yavaşça gözlerini kapat. (Gözün döndürülmesi "Roll")

4- Şimdi gözlerini aç ve başlangıçtaki gibi tam karşıya bak.

Up-Gaze ve Roll 0 ila 4 arasında puanlanır. Değerlendirme, aşağıda görüldüğü şekilde yapılır:

Alt göz kapağı ile korneanın alt kenarı arasında görülen sklera miktarı en pratik bir ölçüdür. İkinci ölçüde üst göz kapağının altındaki korneanın yukarı doğru hareketidir. Bazı hallerde yukarı doğru bakma (Up-Gaze) ve (Roll) iç şaşılığa sebep olur. Bu şaşılık da 1 ila 3 derece arasında değişim gösterir. Şaşılık ölçüleri Up-Gaze ve Roll ölçeklerine anlam kazandırır. (Örneğin, Up-Gaze 2 Roll 1 puan iken, şaşılık 2 puan olduğundan, bu hal operasyonel olarak Roll 3'e veya Up-Gaze 2, Roll 3'e eş değerdedir. Test, 5 ila 10 saniye içinide uygulanabilmektedir.

FİZYOLOJİK MEKANİZMA

Emosyonlar, yüksek seviyede bir konsantrasyona sebep olurlar ve dikkat mekanizmasını tekeli altına alırlar. Hipnozda birey, duygusal peşin hükümlerden uzaklaştırılır ve hipnozitör ile işbirliğine girer. Braid bu hale, fikri tekel altına alma der.

İdrak, reseptör organlardan gelen, nörol empülslerin duyusal korteks ve sonra motor kortekse ulaşması ile oluşur. Subkortikal yollar vasıtasıyla birey, algılama, diğer bir ifade ile idrak etme, olayına tanık olur. Burada bilinmesi gereken şey, dikkat olayı gerçekleştikten sonra, onun konsantrasyon halinin özlemesidir.

Planlanan herhangi bir respons için empüsler limbik sisteminden hippocampal rudimentlere ve hippocampus'a gider. Daha sonra duyu organları ve limbik sisteminden gelen bu empüsler transformasyona uğrar ve ortabeyin serebellum ve hipotalamus ile ilişkin motor empulslara dönüşür ve nihayet motor korteks aktive olur.

Beyin fonksiyonunun kontrol ettiği hal, spekülatif olmaktadır. Bununla beraber nörofizyolojik bir tarz ayırdedilebilmektedir. Beyne giden tüm enformasyonlar işleme girer. (Batının enformasyon teorisine göre) Bu işlemler için seçicilik, tarama, depolama ile belirli enformasyonun daha ileri işlemler için ayırt edilmesi gibi, istenmeyenler için de bir dissosiasyon hali oluşur.

BEYİN İLE İLGİLİ 2 SİSTEM VARDIR

1- Retiküller Aktivating Sistem: Duyusal enformasyonun entegrasyonu (bütünlüğü) genel seviyede bir uyanıklık yaratır.

2- Yaygın Talamokortikal Propeksiyon Sistem: Dikkatin belirli bir uyarıya verilmesini sağlar.

Bu iki sistemin uygun bir şekilde dengesi ile, birey dış dünyaya dar bir açıdan bakar. Bireydeki bu hal şu 2 şart ile oluşur: Birincisi, dikkat çok dar yayılımı olan bir uyarıya kenetlenerek dış dünyadan gelen ve kendine uymayan detayı birey eler. Genel uyanıklık azalır. Uyarıya reaksiyonda bir azalma olur.

Böyle bir mekanizma, objeye fokus olma monoton tekniğini ortaya çıkarır. İkinci ise; duyusal giriş (input) çok yüksek olduğunda, tıpkı kuvvetli emosyonel durumlarda olduğu gibi, uyanıklık hali yüksektir. Bu halde feedback (geri beslenme) mekanizması ile fazla olan enformasyon fonksiyonel olarak reddedilir. Öyle ki, sadece hipnozitör tarafından verilen enformasyon kabul edilir. Bu mekanizma hipnozun yüksek tembih-giriş tekniği içinde temsil edilir (Bu hal otoritatif bir tekniktir ve daha ziyade sahne hipnozitörleri tarafından kullanılan bir çeşididir).

HİPNOZUN SOLUNUM SİSTEMİNE ETKİSİ

Hipnozda nefes alma ritminde azalma olur. Karbondioksit konsantrasyonunda çoğalma olur. Ölçümler gösterir ki C02 respons eğrisi denek hipnoz altında iken sağa doğru bir yer değiştirir ve ortalama 6.9 mm.'dir. Hg, alveolar vantilasyondan 15 1./ min.'dir. (Bu solunum sistemindeki depresyon derecesi, uyku sırasındakine benzemektedir.) (7.1 mm. Hg, 20L./min.'ın arasında yer değiştirir ve muhtemelen morfin ile olandan daha yüksektir) (4.4 mm. Hg. 20L./mm.ın arasında yer değiştirir.) hipnoz esasında karbondioksit respons eşiğindeki değişim sağa doğru giden bir paraleldir, doğru inen bir eğri değildir. Böylece, hipnozdaki nefes alma değişimi muhtemelen nefes alma merkezlerindeki hassasiyet değişimlerinden çok eşikte bir değişimdir.

HİPNOZUN UYKU İLE İLİŞKİSİ

Uyku ile hipnoz arasındaki farkı iyi ayırt etmek gerekir. Uykuda, çevre ile ilişkide azalma olur. Hipnoz ise dikkatin bir noktada toplandığı (Focus) bir durumdur. Burada deneğin amacı ile ilgisi olmayan duyusal giriş'in (İnput) ekarte edildiği kesif bir seçici uyanıklık hali vardır. Hipnozda denek, aktif olarak bazı şeyler yapabilmelidir (düşünmek, bir fikre konsantre olup istemediğini inkar etmek). Her iki durumda da kişi telkin alabilmektedir.

Barber'in çalışması "hipnotik durum" ile "uyku" arasındaki ilişkiyi inceler. Denekler, telkin alma yönünden sıradan bir uykuda test edilir, fakat deneklerin çoğu hipnoz sırasında telkine daha anlamlı cevap verirler. İstekli olan, kolay ve çabuk uykuya giden kişilerin en iyi şekilde hipnotize edildiği görülür. Şu halde hipnotik durumdaki birçok fenomen aynı zamanda uyku halinin de bir karakteristiğidir. Sonuç olarak, her istekli olan denek hipnotize olabilir denilir. İstekli bir deneği hipnotize etmek 5 ile 30 dakika arasında bir zaman alır. Denek yorgun ise, daha kolay hipnotize olur. Gecenin geç saatinde karanlık odada ve denek kendi yatağında iken onu hipnotize etmek çok daha kolaydır. Bu zaman bizim metodumuzda çok kısadır.

ELEKTROENSEFALOGRAFİ

Draw'un EEG çalışmalarına göre, hipnoz, uykunun ilk aşamasından "early stages of sleep" ayırt edilmektedir. Bu hallerde alfa ritmi vardır. D.C. potansiyelinde azalma ve senkronizasyondaki fazlalaşma ile uyanıklık halindeki EEG pateninden ayrılırlar. Kubie'ye göre, hipnotik halin oluşması kısmen bir uyku halidir ve bu uyku halinde, duygusal motor kominikasyonun 1 veya 2 kanalı, denek ve dış dünya arasında açık bırakılmaktadır. Narusel'in çalışmalarına göre ise, hipnozdan çıkarken alınan EEG bulguları uykudan sonra uyuma halindeki EEG bulgularından tamamen farklıdır. Hafif uykudaki paterne benzemekte, fakat "hafik uyanıklık" halindeki "traselere" benzemektedirler. Bu traseler "uyku öncesi paterni" diye adlandırılır. EEG'de hafif hızlanan dalgalar vardır, genellikle alfa dalgalarının amplitudlerindeki azalmanın yanı sıra bazı paraksimler görülür.

Deneğin gözü kapalı iken konsantrasyon daha da kolay olmaktadır. Gözler kapandığında tüm kortikal frekanslar yavaşlar. Bugüne kadar hipnozda "derin uyku paterni" bulunmamıştır. Mamafih, şayet hafif hipnozda olan her seansa "derin tabii uykuya gitmekte serbest olduğu" söylendiğinde, EEG paterni, tabii uyku özelliği kazanır. Keşif dikkat hallerinde ve derin meditasyon yapan kişilerin EEG bulgularındaki alfa ritmi de karakteristik bir haldir.

FENOMEN (İşaretler ve Semptomlar)

Telkin alma gücünün artışı ve bilinç alanındaki daralım, hipnoz ile ilişkili olan fenomeni oluşturur. Hipnozda genel gidişat aşağıda görüldüğü gibidir. Relaksasyon - Hafif uyku - Katalepsi - Amnezi - Ağrı Hissini duymama - Uyku Hali (somnanbulizm) - anestezi.

Bireydeki değişim detaylı listesi aşağıdaki tabloda görülmektedir.

HİPNOZ FENOMENOLOJİSİ (Spiegel)

Duyum Değişimleri:

. Ağrı hisinin kaybolması

. Parestezi

. Anestezi

Hallusinasyon

. Görsel

. İşitsel

. Dokunsal

. Zamanda sapmalar

Rüya - Fantazi cevaplar - Deluzyonlar

. Duyusal idrakta çoğalma

. Hafızada artış

Hafızada azalma (amnezi)

Yaşta gerileme (ablosyon)

TİK, YASA VE HİPNOZ
HİPNOZ ETİĞİ

ISH ETİK KODLARI (Meslek Ahlakı Tüzüğü)

1979'da hazırlanıp Ağustos 1980'de tüm ISH üyelerinin oylarıyla kabul edilmiştir. Uluslararası Hipnoz Derneği (ISH) hipnozun en üst profesyonel seviyede klinik kullanımı ve bilimsel incelenmesine adanmıştır. Her üyenin bağlı olması gereken etik kanunlar, üyeliğin yapısı gereği düzenlenmiştir, kişisel ve profesyonel ilişkilerin yüksek standartlarına göre uyulacak kişisel yemin yerine geçer

MADDE 1

ISH üyeleri hipnozu veya hipnotik teknikleri klinik çalışma veya deneylerde uygularken her zaman hastanın veya süjenin (denek) sağlığını en ön sırada düşünürler.

a- Uygun profesyonel ya da bilimsel alanda hekim, diş hekimi, psikolog (doktora yapmış) veya diğer tanımlanmış profesyonel çalışanı yönlendiren profesyonel ilişkiler standardı o kişilerin tüm hipnotik teknikleri kullanımı sırasında geçerlidir.

b- Herhangi bir hasta ya da süjenin beklenmeyen bir stresle ya da bir başka riskle karşı karşıya kalması halinde uygun önlemler alınmış olmalıdır.

Stres veya riskle karşılaşıldığında hasta ya da denek uyarılmalı ve kendisinden izin alınmalıdır. Bu riskin kestirilmesi zor bir iştir ve şüphe durumunda pratisyen, profesyonel meslekdaşları ile temas kurmalıdır.

MADDE 2

Hipnoz diğer bilimsel ya da klinik çalışmalara yardımcı olarak düşünülebilir, bu nedenle hipnotik teknikte yeterlilik tek başına bir uzmanlık veya araştırma alanı kabul edilmez.

a- Hipnoz çalışmasının diğer uzmanlıklara bağımlı olması görüşüyle, ISH'e üye olabilmek için klinik ya da bilimsel konuda hipnoz tarafından temsil edilmeyen bir yeterlilik alanında ulusal organizasyonlara üye olmak gerekir. (Bu, doktorlar için tabib odası, diş hekimleri için diş tabipleri odası vb. gibidir.)

b- a fıkrası profesyonel organizasyonun bilimsel ya da varsa etik standartlarına da uyulmasını gerekli kılar. Belirli bir organizasyonun uygulama ya da denetimi ISH tarafından soruşturulamaz.

MADDE 3

Her ISH üyesi hipnozun klinik ya da bilimsel kullanımını kendi yeterlilik ve uzmanlık alanının profesyonel standartlarını aşmayacak şekilde sınırlar.

MADDE 4

Hipnoz bir tür eğlence aracı olarak kullanılamaz.

Hiçbir ISH üyesi toplum eğlencesi yapamaz ya da yapan kişi ve kuruluşlarla ilişki kuramaz.

MADDE 5

ISH üyeleri hipnozun alelade kişiler tarafından (lay-hipnotist) uygulanmasını destekleyemez.

a- Burada alelade kişi sözüyle herhangi bir bilimsel ya da tedavi edici mesleğe sahip olmayan yani hekim, diş hekimi psikolog ya da hipnoz uygulayıcısı olabilecek herhangi bir bilimsel meslek üyesi dışındaki kişiler tanımlanmaktadır.

b- ISH üyeleri bu tür kişilere hipnoz tekniğini öğretemezler. Bu kişilere hipnoz hakkında bilgi verecek şekilde ama demontrasyonlarını ve hipnoz indüksiyonunu (meydana getirilmesini) öğretecek öğretici materyel içermeyen dersler verebilir.

c- İlgili bilimsel alan ya da mesleklerin öğrencileri istisnadır. ISH hipnozun bağımsız bir bilim veya sanat olmadığını kabul ettiği için teknik, eğitim ve durumu ISH üyesi olmasını gerektirecek kişilerin gözetim ve denetiminde, ulusal alt birimin ya da ISH'in etik kurallarına bağlı olmak koşuluyla hemşireler veya tıp dışı asistanlar tarafından da kullanılabilir. Bir ISH üyesi ya da yukarıda sözü edilen şartlara haiz kişinin gözetim ve denetiminde olmak şartıyla bu tür kişiler eğitilebilirler.

d- Basın ya da diğer iletişim araçlarının sıradan temsilcileri ile görüşmeler yapmaya, hipnoza zarar verilmesini en aza indirmek ve yanlış anlaşılmasını önlemek için, izin verilmiştir. Basın ve radyo temsilcileriyle konuşmak ya da TV'de görünmek derneğin yararına olacağı ve hipnoz hakkında doğru bilgi vereceği için hoş karşılanır.

MADDE 6

Herhangi bir etik (ahlaki) kanunlar listesinin yapısı gereği tüm çalışmaları etik ya da etik değil şeklinde tek tek belirleyemediği görülmüştür. Profesyonel kişiler ya da bilim adamlarının kendi ülkelerindeki ahlaki değerlere ters düşen davranışları (örn. Kanun dışı davranışlar, hipnoz uygulayan diğer kişilere zarar verecek anlaşmazlıklar gibi) burada belirtilmediği halde ISH ile ters düşer.

Uluslararası Hipnoz Derneği, sıradan kişilerin hipnoz uygulamak amacıyla eğitilmelerini, sıradan kişilerle hipnoz kullanımı konusunda ilişki kurulmasını, veya sıradan kişilerin hipnoz kullanımlarına yardımcı olmayı "ahlak dışı" sayar.

HİPNOZ VE YASA

Son yıllarda medyada çeşitli hipnoz programları yer alıyor. Çoğunlukla ehil olmayan ve yanlış yönlendiren kişilerin yaptıkları sahne gösterileri, hipnozun gerçek anlamını ve görevini gölgeliyor.

Her konuda olduğu gibi sağlık konusundaki yasal boşluklar, her önüne gelenin "hipnoz yapıyorum, sorunları çözüyorum", gösterisine dönüşüyor. Bu tür programları izleyen aydın kişiler hipnozun gerçek anlamanı bir türlü kabullenemiyor.

Oysa dünyanın gelişmiş ülkelerinde hipnoz denetim altına alınmış ve düzenlenen yasalarla doktor, dişhekimi ve klinik psikologların mesleki konularından tedavi amaçlı kullanmalarına izin verilmiş, sahne gösterileri ve bu üç meslek dışındaki kişilerin uygulamaları yasaklanmıştır.

Bu bağlamda 1955 yılında İngiltere'de, 1958 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde yasalar gündeme gelmiş, hipnoz konusu denetim altına alınmıştır. Hipnozun ehil eller dışında kullanılmasının sakıncaları dikkate alınmıştır.

Hipnozla tedavi; doktorun tıbbı eğitimi, sezgi, yargı ve deneyimiyle yapılır. Hipnoz bilinçli olarak yapıldığında en emin ve uygun bir tedavi aracı olurken, ehil olmayan kişilerce yapıldığında istenmeyen psikiyatrik tablolara neden olmaktadır.

Bugün gelişmiş ülkelerde kurslar düzenlenmekte ve dersler verilmektedir. Amerikan Tıbbi Hipnoz Komitesi, hipnozun tıp fakültelerinde yaygın bir şekilde okutulması için programlar hazırlamıştır. Los Angeles Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Kolombiya Üniversitesi Tıp Fakülteleri, bu konuda sürekli kurslar düzenlemektedir. Ayrıca İngiltere, Avusturalya, Almanya, Fransa ve birçok ülkede, yerel hipnoz dernekleri, doktor diş hekimi ve psikologlar için kurslar düzenlerken, ülkemizde de kurulan Tıbbı Hipnoz Derneği, uluslararası etik kurallara beş yıldan bu yana kurslar düzenleyerek, mensuplarının konuya hakim olmalarına fırsat hazırlamaktadır.

Leipzig'den Prof. Kleinsorge yanlış hipnoz kullanıma bağlı olarak meydana gelen 11O vakayı bilimsel kongrede sunmuştur. Hipnoz sırasında ortaya çıkan koroner vakası (1970); Belgrat'ta bir kişinin hipnozdan çıkamayıp doktor çağrılması, bir klüpte süjelerden birinin kateleptik hale getirilerek iki sandalye arasına yatırılıp üzerine 3 kişinin oturtulması sonunda ortopedik sorunlar çıkması, İskoçya Glasgow'da; transa sokulan ve bu sırada guguk kuşu olduğu fikrini benimseyip kendini guguk kuşu sanan hanımın bu halden çıkarılamayarak hastaneye kaldırılması gibi. Sahne gösterisi sırasında hipnozu öğrenen küçük bir çocuk, duvar üzerindeki arkadaşını hipnotize ederek, onun duvardan düşerek sakatlanmasına neden olmuştur. Bir gösterideki uyutmadan sonra otobüs şoförünün aracı kullanırken kaza yapması sonucu bir yolcunun ölümüne neden olmuştur. Bu ve pek çok örnek tedavi dışında ehil elleri de yapılmayan hipnozun tehlikesine örnektir. Bu ve benzeri nedenlerle hipnozda yasal düzenleme yapılmalıdır.

Bu bölümde Tıbbi Hipnoz Derneği bülteninin sayı 3'ten alınan bir bölümü aynen aktarıyoruz:

"Hipnoterapinin ve hipnozun günümüzdeki yaygın kullanımı, hipnozun ettiği ve hipnoz uygulamalarının yasal durumunu ister istemez ön plana çıkartmaktadır. Bu derlemede böyle bir yasal düzenlemenin gerekliliği ile dünyanın çeşitli ülkelerinde var olan hipnoz yasaları tartışılmış, ayrıca hipnozun ehil ellerde kullanılmamasının yaratacağı tıbbi sakıncalara dikkat çekmek hedeflenmiştir.

Hipnozun adli tıp ve adli psikiyatrideki kullanımı, özellikle tanıklara uygulanması ve bu ifadelerinin geçerliliği ile ilgili çeşitli ülkelerdeki uygulamalar ve olgu örnekleri de bir başka makale konusu olarak ele alınacaktır. Bu yazının ülkemizde de ilerde oluşturulacak yasal düzenlemelere ışık tutabileceğini umuyoruz."

HİPNOZ UYGULAMALARININ DÜZENLENMESİ ve GEREKLİLİĞİ

Hipnoterapi, doktorun tıbbi eğitimi, yargılaması, sezgisi ve deneyimi ile yapılır. Hipnoz herhangi bir ilaç gibi kullanılabilir. Psikiyatrist sayısının yetersiz oluşu, doktorları psikiyatri konsültasyonu için zaman harcamaktan uzaklaştırmakta ve bu da hipnoterapinin genel tıpta güncel kullanımı ortaya çıkarmaktadır.

Hipnotistlerin, hipnozla yapılan fiziksel ya da psikolojik tedavide doktor hasta ilişkisi sınırları içinde kalmaları ve bunu düzenleyen kuralların burada da geçerli olduğunu kabul etmeleri gerekmektedir. Hipnoz düzenli olarak uygulandığında ne kadar emin ise, uygunsuz çalışmalarda da süjelerin kişilik yapılarının ve hastalığın etkilerinin bazı beklenmeyen psikiyatrik tablolara yol açarak hipnozu o denli tehlikeli hale getirmesi mümkündür. Bugün için hipnoterapi konusunda resmi uzmanlaşma yoktur. Ama Amerikan Tıbbi Hipnoz Komitesi hipnozun tıp fakültelerinde okutulabilmesi için bir plan hazırlamıştır. Bu, klinik hipnozun öğretilmesinde en mantıklı yoldur.

Şu anda Los Angeles Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Kolombia Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde bu konuda kurslar düzenlenmektedir. Bunun yanısıra, birçok ülkede yerel hipnoz dernekleri doktor, dişhekimi ve psikologlar için kurslar düzenlenmektedirler. Bu tarz çalışmalar iki yıldır bizim ülkemizde Tıbbi Hipnoz Derneği'nin faaliyetleri içinde gerçekleştirilmektedir. Burada dünyada da olduğu gibi yalnızca üç meslek grubunun seçilmiş olması dernek tüzüğümüzde de gösterildiği gibi doğrudan tedavi sorumluluğuna sahip olmalarındandır.

Hipnoz bir psikoterapidir ve British Medical Journal'a göre "uygulaması psikiyatrik müdahalenin söz konusu olabileceği ortamda yapılmalıdır". Hipnozla ilgili pek çok vaka ortaya çıkmış ve mahkemelere yansımıştır. Bunlarda, bazı kadınlar hipnoz altında tecavüze uğradıklarını söylemişler ancak, hemen tamamına yakını delil yetersizliği nedeniyle düşmüştür.

Ayrıca posthipnotik telkiniyeti takiben olan cinayet ve soygun olayları da bildirilmiştir. Normal hasta-doktor ilişkileri içinde böyle bir suç pratikte olanaksızdır. Eğer böyle bir suç söz konusu ise o zaman aynı suçu kuvvetli bir ikna ile de gerçekleştirmek mümkündür. Günümüzde telkin edilebilirlik, hipnoz edilebilirlik kavramlarının yeniden gözden geçirilmesine gerek vardır, (şimdiki yasal ilkeler bazı olgularda geçerli, bazılarında geçersiz olmaktadır). Bu konuda standartlara gerek vardır ve bunlar da açık yasal tanımlamalara dayandırılmalıdır. Hipnotik telkiniyetin limitleri, kontrendikasyonları yeniden gözden geçirilmelidir. Prof. J. R. Hilgard "Journal of Nervous and Mental Disease" dergisine yazdığı makalede; başağrısı, titreme, nörotik semptomlar, depresyon ve intihar eğilimlerinde artma gibi belirtilerin amatörler ile sahne hipnozitörlerinin yaptıkları uygulamalarda ortaya çıkabileceğini ve bunun süje için tehlike oluşturabileceğinden söz etmektedir. William Nesbitt "Medical Times of California"da hekime bağımlılık transferans-kontrtransferans olaylarının ortaya çıkabileceğini savunur. Lagett Harding de eğlence amacıyla yapılacak hipnozun edinilecek kötü izlenimlerin toplumu etkileyebileceğini savunmuştur.

British Medical Journal da (1978) ehil ellerde uygulanmayan tehlikeler şöyle özetlenmiştir.

1- Tıbbi anamnez alınmaması halinde, telkinle vahimleşecek bazı tıbbi ve psikiyatrik sorunlar gözden kaçabilir.

2- Anksiyöz hastalar daha da anksiyöz ya da depresif olabilirler.

3- Deprese kişilerde bu eğilim artarak kişiyi intihara sürükleyebilir.

4- Psikotiklerde semptomlar ağırlaşabilir.

5- Hipnoz bir psikoterapidir ve bu işin uzmanlarınca ya da çevrede onların varlığı durumunda uygulanmalıdır.

6- Beyin tümörlerini, nörolojik bozuklukları, hipoglisemiyi, hipotiroidiyi ve ilaç bağımlılığını tanıyabilmek tıbbi eğitimi gerektirir; aksi halde bu durumları bilmeyen bir hipnozitör, hipnozda bu hastalıkların yol açabileceği psikiatrik semptomları yanlış değerlendirebilir.

7- Hipnozun kullanımı kolayca suistimal edilebilir, çünkü ahlak dışı amaçlara yöneltilebilmesi kolaymış gibi gözükmektedir.

8- Katalepsinin bilmeden oluşturulması ortopedik sorunlar yaratabilir.

9- Doktor ve diş hekimleri uygulayacakları tedavi konusunda yeminlidirler.

10- Ortaya çıkabilecek sorunlar ilaç tedavisi ile giderilebilir ve bunun yapılabilmesi de ancak reçete ehliyeti olan kişilerin elindedir.

Bu örnekler hipnozda yasal düzenlemenin gerekliliğini de gösterir. Bu konuda iki tip yasa söz konusu olabilir:

1- Sertifika

2- Lisans yasaları.

Birincisi daha çok izin verici ve kimlerin hipnozu kullanamayacağını belirler niteliktedir. Doğal olarak yaptırıcı olabilmeleri amacıyla, bunların cezai yaptırımları da olmalıdır. Kendisini hipnotist olarak hazırlayan kimse tıp uygulaması için gerekli olan yasaları öğrenmek ve hipnoz pratiğinin de bunların çerçevesi içinde yer aldığını bilmek zorundadır.

ÇEŞİTLİ ÜLKELERDE GETİRİLEN YASAL DÜZENLEMELER

ABD:

Bu konuda 4 tür yasa söz konusudur.

1- Federal yasalar

2- Eyalet yasaları

3- Taşra yasaları

4- Belediye yasaları

Ülkede tıbbi uygulama geniş çapta eyaletlerin kontorolüne bırakılmıştır ve 50 eyalet de birbirine çok yakın özellikler taşımaktadır. ABD'nin en etkin hipnoz kuruluşlarından Amerikan Klinik ve Deneysel Hipnoz Derneği (Society for Clinical and Experimental Hypnosis/SCEH)'nin tavrı hipnozun artık bir eğlence olamayacağı yönündedir. Hipnozun eğlence amacıyla kullanımının önlenmesi ile ilgili yasa çalışmalarında hipnozun deneysel ve klinik boyutları ortaya çıkmaktadır. Hipnozun tedavi amacıyla kullanımını sağlayan yasalar doğrudan doğruya tedavi uygulamalarının tıptaki yeri ile ilgilidir; deneysel çalışmalardaki kullanımının sağlanması da eğlence aracı olarak kullanımının önlenmesiyle mümkündür. Tabii ki kontrolün sağlanması, onu kimlerin uygulayabileceğinin açıkça belirtilmesiyle gerçekleşecektir. Bu noktada ortaya çıkan bir başka sorun da "Layhipnotist"ler konusudur. "Amatör hipnotistler" diye de çevrilebilecek bu terim hekim, dişhekimi ya da psikologlar dışındaki belli bir eğitim görmemiş ancak uzun süredir hipnoz uygulayan kişiler ile hipnoteknisyenleri kapsamaktadır. Yasaların çeşitli ülkelerde, hipnoz uygulamasını üç meslek grubu ile sınırlandırılması durumunda "lay hipnotist" devre dışı kalmaktadır. SCEH'nin eğilimi de bu yöndedir. Oysa Amerikan Etik Hipnoz Derneği (American Ethical Hypnosis/AEH) "lay hipnotistler"den yanadır. Bununla birlikte bu kuruluş da lay hipnotistlerin bağımsız olarak fakat doktor kontrolü altında çalışabileceklerini ilke olarak benimsemiştir. Ülke genelinde telkinle yapılan tedavi psikoterapi sınırları içerisindedir ve tümüyle tıbbi uygulama statüsünde değerlendirilmektedir. Bazı bölgelerde spesifik bir psikoloji yasası söz konusu olabilmektedir. O hallerde bile hipnozun yalnız psikoloji sertifikası" sınırları içinde düşünülemeyeceği ve daha çok tıbbi uygulama statüsünün esas alınması gerektiğine dikkat edilmelidir. ABD'de eyaletlerin yarısından çoğunda "psikoloji yasaları" vardır. Bunların yalnızca iki tanesinde (Kentucky ve Kuzey Carolina) psikoloji uygulamalarının tanımı arasında hipnoz sözcüğüne yer verilmiştir. İki eyalette ise (Florida ve California) yasalar hipnotiste az da olsa yasal yaptırımlar getirmiştir. Bundan da öte, bu yasalarda hangi koşullarda hangi hipnotistin çalışacağı da belirlenmiştir. Florida yasası 1959'da kabul edilmiştir ve kısıtlayıcı bir yasa niteliğindedir. Burada hipnozun kullanımı sağlık ile ilgili (healthing arts) sanatı uygulayan kişilerle sınırlandırılmıştır. Bunun yanısıra yine sağlıkla ilgili kişinin uygun göreceği ve bu işte yetişmiş "diğer kalifiye kişiler"e de ek bir hak tanınmıştır. Bu kişilerin tanımı ise son derece açık olarak yapılmıştır. "Diğer kalifiye kişiler" bir hekim tarafından profesyonel eğitim ve tecrübe konusunda kendilerine güvenilen hipnotik teknikleri tedavi amacıyla uygulama yetisine sahip ve bunu kontrol, direktif ve reçete uyarınca uygulayan meslek sahipleridir. Florida yasasıyla yalnız tedavi amacıyla uygulanan hipnoza düzenlemeler getirilmiştir. Tedavi dışı hipnoz için sınırlama yoktur çünkü, yaklaşık 10 yıldır tıbbi kontrol dışında hipnoz uygulaması söz konusu değildir. California yasası ise psikoloji lisansı konusunu işlemektedir ve burada hipnoz, psikoloji uygulaması içinde yer almıştır. California'da ayrıca yerel hipnoz kuruluşlarının etkisiyle hipnoz uygulaması yalnızca tıp, dişçilik ve psikoloji konusunda uzmanlaşmış kişilerin tekeline bırakılmıştır.

İzleyiciler

Blog Arşivi

Katkıda bulunanlar